hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İçimizden Biri Hakan Reisoğlu --Röportaj: Zamabak Kan

ZAMBAK : Sevgili Hakan REİSOĞLU bize kendinizi tanıtırmısınız ? Sizi tanıyan tanıyor ama tanımayanlara sizin gibi SURVIVOR'u tanıtmamız gerekli...(Sizi çok yeni tanımama rağmen yıllardır tanıyormuşum gibi içimde bir his var).
HAKAN : Esasında kendimle ilgili çok anlatacak bir şey yok. Yirmi küsür sene Beyoğlu'nda meyhanecilik yapmış 42 yaşında çok özelliği olmayan hayatı tecrübelerini yaşayarak öğrenmiş biriyim.
ZAMBAK : Sizin hikayenizi öğrenebilirmiyiz ?
HAKAN : 2009 senesinin nisan ayıydı. Uzun zamandır çektiğim ağrıların artık dayanılmaz olduğu bir gecede gittiğim hastahanenin acil servisinde başladı. Tanışma öykümüz sevgili kanserimle sonrasında da bir çoğumuzun bildiği şekilde samimi olduk.
Patoloji sonuçlarını alıpta, o raporda KANSER yazmadığını gördüğümde nasıl bir rahatlama yaşadığımı sanırım tahmin edersiniz. Raporun tanı kısmında ADENOKARSİNOM diye bir şey yazıyordu. Daha sonra bunun salgıbezi özelliği olan kötü huylu bir tümör olduğunu öğrendim.
ZAMBAK: Size Survıvor diyorum. Ama siz o kelimenin ve hareketin inanın çok üstündesiniz...Tedavi sürecinizi bize aktarabilirmisiniz ?
HAKAN : 36 kür her gün kemoterapi aldım. Sabah kemoterapi alıp, sonrasında da radyoterapiye gidiyordum. Ve ayrıca infüzyon denilen bir tüple 7/24 kemo ilaçları alıyordum. Sonrasındaysa; cerrahi kısım başladı 12 ay 11 ameliyat salı günü ameliyattan çıkıp, perşembe günü tekrar ameliyata girdiğim zamanlar oldu.
ZAMBAK: Ben size boşuna Üstinsan tanımını yapmamışşım. Hakikaten yazdıklarınızı okuyunca, ben kendimin Survıvor olduğunu düşünürdüm. Şimdi siz bu kelimeyi 0'a indirgediniz. Burada ne yazacağımı inanın şaşırdım. Kesinlikle siz bu dönemi yazmış olmalısınız.
HAKAN : Evet yazdım. Zamanı gelince bu kitabım, aynı hastalığı ve benzerlerini yaşayan tüm KANSERLE DANS edenlere örnek teşkil edecektir. Ve aydınlanırken, gerçeği kabul edeceklerdir.
ZAMBAK : Tedavi sürecinizde yaşadığınız duygusal, fiziksel ve maddi sıkıntıları bizimle paylaşırmısınız ?
HAKAN : Bende bir çoğumuz gibi yaşam ve gelecek kaygısı organ kaybından ötürü ruhsal sorunlar yaşadım. Ve halende bazı zamanlarda yaşıyorum. Maddi sıkıntıları ise hiç anlatmak dahi istemiyorum...
ZAMBAK : Hayatın kaçınılmaz gerçeklerini yaşamaya başladığımızda hep deriz ya...KEŞKE şunu da şöyle yapsaydım ya da yapardım... Sizin KEŞKELERİNİZ var mı ?
HAKAN : Şimdi düşünüyorumda hayatımda bir tek keşke var. Keşke zamanında KOLONOSKOPİ yaptırsaydım. İnanın benim için her şey çok başka olabilirdi. 10 sene evvel o genç doktoru dinleyip o kolonoskopiyi yaptırsaydım...
ZAMBAK : Bu keşkeniz sizi fazlası ile etkilemiş. Benim tedavi sürecinde okuduğum bir kitap vardı. Şöyle yazıyordu. "YAPMAN GEREKEN YERDE YAPILMASI GEREKENİ YAPMAZSAN, SONUNDA DUDAKLARINDAN DÖKÜLECEK KELİMELER, ÖNCE DERİN BİR "AHH..." ARDINDAN DA BEŞ HARFLİK "KEŞKE" OLACAKTIR. Sizin bu keşkeniz kişilere erken tanının ne kadar önemli olduğunu anlatacaktır.
HAKAN : Anlatılmayacak kadar çok ve halen zaman zaman bu umutsuzluk ve karamsarlıktan dolayı kendimce çok büyük psikolojik çöküntüler yaşamaktayım. Bu çöküntüleri bazen profesyonel yardım alarak, bazen dostlarımdan sevdiklerimden güç alarak, ama çoğunlukla içimdeki çocuğun yardımıyla atlatıyorum...
-- Yaşadıklarınız hiç kolay değil. Sizin direncinize hayran kaldım. İnanın okuyucularda hayran kalacaklardır. Sizden güç alacaklardır. Azminizden ve cesur yürekliliğinizden dolayı sizi kutluyorum. Bu inanç ve azimle sizin önünüzde koca dağlar duramaz...
ZAMBAK : Tamamlayıcı tedaviler uyguluyormusunuz ?
HAKAN : Ben su an için tamamen doğal şeylerle vücuduma sağlığıma takviye yapmaya çalışıyorum ve sanırım az da olsa faydasını görüyorum.
Kısa ve net bir cevap yine. Elbette doğal beslenme en doğru seçim.
ZAMBAK : işte şimdi ben yanımda olanı da olmayanı da gördüm dediniz mi ?
HAKAN :Çok acıklı hastalığım süresince; canım dediğim kardeşlerim, arkadaşlarım ve de sevgilim beni terk etti. Yanımda olan hayatımın kadını dediğim canımdan çok sevdiğim ablam Figen Kaya ve bir kaç dost vardı. Taki hepimizin melek dediği benim için ayrı anlamları ve değerleri olan Esra ve Ebru ile tanışana kadar. Şimdi biliyorum ki; yanımda kocaman bir aile var KANSERLE DANS ailesi...
--Hakan diye hitap edeceğim. Çünkü; uzun yıllardır tanıdığım ama görmediğim biri gibisin. Bu dönemde KANSERLE DANS edenlerin yanında muhakkak ona destek olacak kişiler gerekiyor. Ben seni çok iyi anlıyorum. Çünkü benim dansımda ben de yalnızdım. Evet bir korumam vardı. Sözü bende uzatmayacağım. Bu dönem çok önemli kişilerin yanında muhakkak ona manevi güç olacak birileri olmalı...Mutlu anımızda sokakdan da birileri ile eğlenebiliriz. Bu kulağa küpe olması gerekli. Lütfen hastalığın adı çok önemli değil ama o dönemde yakınları yanında olsunlar.
ZAMBAK : önceki hayat felsefeniz ile şimdiki arasında farklar var mı ?
HAKAN : Olmaz olurmu ? ! Çok büyük fark var.
*Hayatımdaki öncelikler değişti. *Bir kere artık ilk sırada para kazanma ve rahat bir yaşam yok. *Onun yerine daha sağlıklı ve kaliteli yaşam var duygularımı daha dolu yaşamaya başladım. *Doyasıyla gülmenin, hıçkıra hıçkıra ağlamanın ayıp olmadığını, birilerine el uzatmak kadar uzatılan eli tutmanın da güzel olduğunu öğrendim. *Ve bence en önemlisi kabullenmenin verdiği huzuru buldum...
-- Hayatıma yeni bir sayfa açtım diyorsun. Doğru olan da bu değil mi zaten ? kendimizi ne kadar kısıtlayabiliriz ki; olan olmuş, geriye bir daha dönmenin bir anlamı da yok zaten. Evet gülmek kadar ağlamak da çok doğal. Tıbben ağlamanın kanıtlanmış vücuden ve ruhen faydaları var.
ZAMBAK : halen dansa devam eden arkadaşlara neler söylemek istersiniz ? Önerileriniz ve ve tavsiyeleriniz ?
HAKAN : Ben yaklaşık 1.5 sene evvel tedavimi daha doğrusu tıbbi tedavimi bıraktım. Kendimce alternatif takviyeler yapıyorum. Dansa devam eden dostlar için söyleyeceğim tek şey her fırtınadan sonra muhakkak güneş çıkıyor. Kabullenme, umut ve sevgi o güneşin doğmasını daha çabuk hale getirebilir...
ZAMBAK :KANSERLE DANS Bloğu'nda yayınlanacak olan röportajınızı okuyacak dansçıların yakınlarına (farkındalık ve erken tanı ile ilgili) tavsiye ve önerileriniz nelerdir ?
HAKAN : Tıpta utanmanın ve cinselliğin yeri olmadığını akıllarından çıkarmasınlar. Tanı için gereken her şeyi yaptırsınlar. Birde unutmamaları gereken şey, her ağrının bir sebebi olduğu ve muhakkak araştırılması gerektiğidir.
-- Bu konuda sana katılıyorum. Tıpda kadın-erkek ayrımı asla olmaz. Benim ders verdiğim okuldaki hanımların % 85'i bu konuyu gündeme getirmişti. Dedikleri "doktor oramı görür, bura mı görür". Onlar göre göre bıkmışlar zaten. Görse ne olur...Anlaşılması gereken şu : Hayat devam ederken; hastalığınızın farkına erken varabilmek, yaşamdan alacağınız hazın ve güzelliklerin daha fazla olmasını sağlayacaktır. Kısaca ERKEN TANI VE TEŞHİS HAYAT KURTARIYOR...
ZAMBAK : Son olarak; eklemek istedikleriniz var mı?
HAKAN : Sevgili ailem biliyorum ki; çok zor zamanlar ama inanın sevgi umut ve kabullenme bu süreci daha da kısaltabilir, daha da çekilir hale getirebilir. YAŞAM GÜCÜNÜZ HİÇ EKSİLMESİN...Sevgiyle kucaklıyorum sizleri.
--Bana ayırdığın bu güzel röportaj için teşekkürlerimi sunarken ; sağlık ve mutluluk dolu sevdiklerin ve sevenlerinle uzun bir ömür diliyorum. Hayat enerjin eksilmesin artsın herkese örnek olsun...
Sevgiler,
Zambak KAN


İlk Teşhis Konulduğunda Multipl Myelom (Kemik İliği Kanseri) --Ayşin Aksu


Nisan sonu Mayıs başları tam hatırlamıyorum. Sol kolumun altında yalnızca hapşırdığım zaman bir acı duymaya başladım, önemsemedim ben onu. Diğer kolumda 3-4 yıl öncesi olan kas yırtığı gibi sandım. Kullanmamaya çalıştım kolumu, arada da ağrı kesiciler kullandım hiçbir sağlık görevlisine danışmadan. Taa ki 21 Kasım’a kadar. 3-4 gün geceleri sol tarafıma yatamaz olmuştum çünkü. Her gün erteledim. Bugün son sınıflara dersim var, konuları erken tamamlamalıyım, çocuklarım geri kalmasınlar, sonra kalan günlerde de bol bol soru çözerim vb. nedenlerle gitmedim doktora. 21 Kasım da da son saate kadar dersime girdim. Okuldan çıkarken karar verdim bugün doktora gideyim diye ama o kadar çok fikir değiştirdim ki. Her trafik ışığında önce hastane tarafına sinyal veriyor sonra vazgeçiyordum. Veee hastanedeydim. 

Mememde bir şey var diye düşündüğüm için genel cerraha gittim. Elle meme muayenesi yaptı doktorum. Ele gelen kitle yoktu. Yaşınız 45 o nedenle ultrason ve memografi öneririm dedi. Önce istemedim sonra kabul ettim. Sonuçlar çıktığında mesai saati çoktan bitmişti. Sol kolumun altında bir şey görülüyordu ama tomografi çekilmesi öneriliyordu. Memede hiçbir şey yoktu. Sonucu gören doktorum hemen acil girişi yaptırarak tomografi çekimi yaptırdı. Sonuçları ertesi gün aldım: Sol 3. Kaburgamda 3.5-5.5 cm. ebatlarında kitle. Önce ameliyat önerdiler bir üniversite hastanesinde. Ancak ameliyat öncesi yapılan tetkiklerde troit değerlerim normal çıkmadı. Endokrin servisi de o gün çalışmıyordu. Pazartesi için gün alındı. Ameliyatımı yapacak olan doktor beklemememizi özel bir hastanede endokrin servisine gitmemizi önerdi. Özel hastanenin hem endokrin hem de göğüs cerrahından randevu aldım. Göğüs cerrahı olan hekim ameliyatın çok kolay olduğunu ama öncesinde bir HEMATOLOJİ uzmanının sonuçlarımı değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Hemen kabul ettim. 

Hematolog hikâyemi dinledi, sonuçlarımı inceledi. “Sizde kan sonuçlarınıza göre bir hematolojik hastalık var gibi görünüyor ancak kesin teşhisi kemik iliği biyopsisi yaparak konulabilir” dedi. Onun da dediğini kabul ettik ama bu hematolojik hastalık ta nedir, nasıl bir hastalıktır. Demek aklımıza bile gelmedi. 

Sonuçlar bir hafta sonra 3 Aralıkta çıktı: Multipl Myelom (Kemik İliği Kanseri) Ben bu isimde bir hastalığı ilk defa duymuştum. 

Doktorum birkaç tetkik daha yaptı. PET çekildi. (Başka organlarda da metastaz var mı belirlemek içinmiş sonra öğrendim.) 5 Aralıkta ilk kemoterapimi aldım. Kemoterapi nedir? Neden bu tedavi uygulanıyor? Başka tedavi seçenekleri var mıdır? Bu süreçte nasıl davranmalıyım? Ailem bana nasıl yardım edebilir??????????????????????? 

Hiç bu soruların yanıtını almadan, hatta aramadan ilk kemoterapimi aldım. Her gün ailem ya da arkadaşlarım arıyordu bulantın var mı, nasılsın diye. Hiç birimiz de bilmiyorduk ki yan etkileri birkaç gün sonra ortaya çıkacak. Bu yan etkiler de ilaçlar ile yok edilebilir. Yeter ki bunların neler olduğunu bilelim ve buna da hazır olalım.

Ayşin Aksu 

İçimizden Biri Sevilay Öztürk -metastatik meme ca ile dans

Her ne kadar farklı farklı bicimlerde yasasak da, yüreğindeki korkuları, endiseleri, kaygıları, yorgunlukları aynı olan kişileriz. Ve böyle hissetmekte de coooook haklıyız! Gerektiginde zayıf olma hakkını da vereceğiz elbette kendimize. Olumsuz gibi gorunen bu duyguların bazı anlarda derin yasanması gerekiyorsa bırakın öyle yasayalım, aksi icin direnc gosterdigimizde tıpkı bir canta hırsızının direnen mağdurun koluna daha fazla asılması gibi bu duygular da bize daha cok yapısır. ''KABUL ETMEK'' bu isi yarı yarıya çözmek demek. Ben Meme Ca danscısıyım. 4. yılıma girecegim.Tıbbın 4. evre diye nitelendirdigi bir kategorinin icindeyim. 

Bu surec icinde dönem dönem ameliyat masasına uzanıp bazı parcalarımı orada bıraktım. Simdi dönüp bakıyorum ve kalanın, gidenlerden hala cok daha buyuk oldugunu goruyorum. Bu yuzden beni terk etmis parcaciklari dert edemem; cunku mutlu olmam icin gerekli cogunluk hala burada ve benimle. Tüm bu zaman icerisinde giden dostlar, sevgilier de oldu; olsun kalanlar bu alanda da daha coktu :))). 

Kendizi bastan asagı sevin, her hücrenizi sevin. Daha önceleri yere dokuluyor diye kızdıgım saclarımı kemoda kaybedip , tekrar uzattıktan sonra yere dusenleri gördükçe mutlu oluyorum, onları bile seviyorum artık, istedikleri gibi ucusabilirler yerlerde :)) Vucudumdaki centikleri de seviyorum bence cok havalı :))) 

Metastazları olup da mutsuz olan dostlar; bunu soyleyebiliyor olmanın bile hala hayatta olmanın bir gostergesi olduğunu, butunun parcadan her zaman çok daha buyuk oldugunu lutfen unutmayın. Ben evreye mevreye de takılmıyorum, her sabah 5.45 de kalkıyor, tekrar güneşi görebildiğim için şükrediyor ve isime gidiyorum. 2027' de emekli olurum canım isterse :))). Hepinize kucak dolusu sevgilerrrr!

Sevilay öztürk 

Sevgili Bedenim -Ceviri: Filiz Songul

Sevgili Bedenim,

2006 yılında egzersizden sonra sınıfa döndüğümde derinin hemen altında küçük bir nodul keşfettiğim zaman fazlaca endişelenmemiştim. Hepsinden öte, 56 yaşındaydım, fitness eğitmenliğinde 30 yıllık bir tecrübeye sahiptim, 25 yıldır vejeteryandım, ve iki yıldır da bir vegandım.  20 yıllık evliliğim birlikte geçmiş ve kızım ilk kez, evden uzakta, Brighton’da üniversitede yaşıyordu,

Teşhis damdan düşer gibi birden geldi ve ilk reaksiyonum sırf panikti. Bedenim, sana ilk sorum; neyi yanlış yaptım? Sen, sevgili bedenim, iyi bir fiziğe sahiptin, sağlıklı bir hayat stilin vardı, fakat bir ya da iki göğsünü kaybetme, ya da daha kötüsü, ölüm ihtimali ile karşı karşıya geldin.
Ameliyatta lumpektomi yapıldı ve lenf düğümleri alındı. Şükür ki ufak bir yara izi vardı. Fakat göğüslerin simetrisi değişmişti. Ameliyatı takip eden günlerde kolumu kaldıramıyordum, şiddetli sancılar devam ediyordu. Bugün o göğsümde hassasiyet olsa da kendimi çok şanslı hissediyorum.
Bazı zor kararları almak zorundaydım. Kanserin saldırgan olduğu, kemoterapi ve radyoterapinin ardından 5 yıl süresince östrojen engelleyici Tamoxifen kullanmam gerektiği konusunda bilgilendirilmiştim. Dehşete kapılıyordum, ama profesyonel tıbbı tavsiyeler almakta ve tedavide fikir birliği sağlamakta kararlıydım.

Böylece sevgili bedenim, saçlarını kaybettin, yorgunluk ve ateş basması yaşadın, kilo aldın, hatta kolundaki damarlar çöktü. Her kemo tedavisinden sonra hastalandın, grip benzeri semptomlar nedeniyle bağışıklık sistemini kuvvetlendirici ilave enjeksiyonlara ihtiyaç duydun. Her seferinde yaklaşık 9 gün boyunca keyfsizdin. Üstüne üstlük evliliğim bozuldu.
Bir başka zor karar daha almak zorundaydım ve yaşamam için ve kızım için hayatımın bu karara bağlı olduğunu hissettim
O zamandan beri fiilen hayatımı yeniden kurmaktayım. Boşandım, fitness eğitmeni olarak tam gün çalışma hayatına geri döndüm. Geçen yıl kalifiye eğitmen olarak seçildim.
Kendim için biraz zaman harcadıktan sonra, kanserden kurtulan eski bir arkadaşımla yeni bir ilişkiye başladım. Bana destek olan sıcak bir ilişkimiz var.
Egzersizlere devam ediyorum ve bir miktar et ve balık dahil ederek diyetimi değiştirdim. Denge her şeydir. Şu anda kendimi Tamoxifen sonrasına göre daha iyi ve daha sağlıklı bir ağırlıkta hissediyorum. Bazen endişeleniyorum, fakat menopoz semptomlarına da alışıyorum. Masaj yapılacak basınç noktalarını buldum ve kuru derinin üzerine sürdüğüm Hindistan cevizi yağı ücretsiz terapi gibi geliyor. Hassasiyet nedeniyle uzun süredir saçlarıma ağartıcı bile sürmedim.
Oyun yazıyorum, yağlıboya resim yapıyorum, baloya gidiyorum. Ne kadar sevgili bir beden olduğunu tahmin et. Bu günlerde hatırlamaya çalışıyorum ki “yağmur olmazsa gökkuşağı da olmaz”.

 

Spor ve Yasam Oguzhan Unal --Roportaj: Burcu Kuzucu

Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

1979 yılında Karabük’te doğdum.  Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunuyum. 12 yıldır eğitim camiasının içinde eğitmen, yazar ve yönetici olarak bulunmaktayım.

Spor, hayatınıza ne zaman girdi?

Spora üniversitede ilgi duydum. Özellikle tenis ve yürüyüş en çok ilgilendiğim spor dalları oldu.

Spor yapmanızdaki en büyük etken neydi?

En büyük etken öncelikle sağlıklı yaşam, daha sonra ise iş hayatında aldığım fazla kiloları verebilmek.

Hayatınızı spor öncesi ve spor sonrası diye ikiye ayırsak ne gibi değişiklikler oldu?

Spor öncesinde daha az hareket eden ve kendini enerjik hissetmeyen bir ruh haline sahiptim. Öyle ki bakkala bile arabayla giderdim.  Spora başlamamla birlikte hayata daha pozitif bakmaya ve her zaman olaylara olumlu yaklaşmaya başladım.  Aslında spor zamanınızdan çalıyormuş gibi görünse de spora ayırdığım günlük bir saatin dışında günümün kalan kısmını fiziksel ve psikolojik olarak daha dolu dolu geçirdiğim için gün içinde daha çok şey yapmaya yetecek enerji ve motivasyonu kendimde buldum.

Başınızdan geçen ilginç olay var mı?

     Her gün işe yürüyerek gidip gelmeye gayret ediyorum ve işe giderken arabayla yoldan geçen yakınlarımın “ Hocam sizi bırakalım.” Israrlarıyla mücadele etmek ve yürümekten zevk aldığımı onlara izah edebilmek bazen güç oluyor. Bir de çevrem çok geniş olduğu için her gün 10-15 yakınım araba kornalarına ve ısrarla işe bırakma tekliflerine maruz kalıyorum.

Spor yaptığınız süre zarfında kaç kilo verdiniz?

     2,5 ayda 26 kilo verdim ama önemli olan bunu koruyabilmek. Bunun için de sporu sadece kilo vermek için bir dönem yapılan bir aktivite yerine yaşamın bir parçası olarak görebilmek.

Sporun dışında yeme içmenizde nelere dikkat ediyorsunuz?

     Özellikle sebze ağırlıklı beslenmeye dikkat ediyorum. Hem kendimi hem de ailemin pek çok hastalığa karşı önleyici ozellikleri olan sebzeleri tüketmesini sağlıyorum ve antioksidan özelliği olan yiyecekler ilk tercihim oluyor.



İnsanlar genellikle spora sadece boş zamanlarda yapılacak bir aktivite olarak görüyor, Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

     Spor boş zamanlarda yapılmalı diye düşünürlerse her zaman bir engel mutlaka çıkar ve o boş zaman hiç olmaz. Ama spor öncelik sırasında ilk başa yerleştirilirse mutlaka zaman bulunur. Birkaç farklı şehirde seminer ve ders veren 4 farklı kurumda yöneticilik yapan yoğun bir birey olmama rağmen kendime fırsat oluşturup spor yapıyorum. Hiçbir şey  yapmasam bile çıkıyorum sokaklarda yürüyorum.

Ailenizde kanserle dans eden var mı?

      Çekirdek ailemde yok ama yakın çevremde var ve hastalığa yakalanan kişiler. Zaten benim spora bu kadar çok önem vermemde bir yakınımın yaşadığı rahatsızlık çok etkili oldu. Açıkçası benim gözümü korkuttu…

Son olarak Kanserle Dans ailesine ne söylemek istersiniz?

     Kanserle Dans ailesine, sporu hayatlarının bir parçası yapmalarını, spordan keyif almalarını ve çevrelerini de bu yönde bilinçlendirmelerini diliyorum. Az ama sürekli yapılan spor pek çok hastalığın önleyicisi olabiliyor. Ayrıca pek çok hastalıkta olduğu gibi kanserle dans sürecinde de sporun güçlü bir yol arkadaşı olacağına inanmanızı istiyorum.


Sizlerin agzindan kemoterapi --Aysin Aksu


Kemoterapi “vücudumuzdaki KANSER hücrelerini yok etmek amacıyla kullanılan ilaçlardır”. Hastalık ilk teşhis edildiği zaman kemoterapi alacaksınız denildiğinde çoğumuz yataktan kalkamayacağımızı, normal yaşantımıza devam edemeyeceğimizi düşünüruz. Ancak günümüzde her kemoterapi o kadar çok olumsuz etki yapmiyor. Ayrıca cogu yan etkiyi (bulantı, ishal,  vb.) giderecek takviye ilaçlarla bu etkiler çok azaltılmaktadır. Ben ilk kemoterapimi almaya gittiğim zaman eşimle beraberdik. Sonrasında beni özel bir servise aldılar. KİT (Kemik iliği Transplantasyonu bölümü). Tek başıma kaldım orada. Ama dünyalar tatlısı hemşire ve hastane personeli beni bir an olsun yalnız bırakmadılar.
 
KİT’te ilk günümde duş aldıktan sonra gelen hemşireme makyaj yapabilir miyim? Dedim. Çünkü bütün makyaj malzemelerim yanımdaydı. Aklım sıra makyajımı yapacak güçlü ve moralli olacaktım. Hemşirem sizin burada kaçıncı gününüz dedi. İLK gün dedim ve ilk kemoterapim. Ben iki gün önce sağlıklı bir kadındım. Hemen eğitim hemşiresi geldi . Yapmamam gerekenler ve hastalığım hakkında bilgilendirdi beni. Makyaj yapmam yasaktı. Ailem ve arkadaşlarımla sürekli telefonda görüştüm. 4 gün kemoterapi aldım. Hiçbir yan etkisi olmadı. Yalnızca hastaneden çıktıktan sonra ki 3-4 gün biraz bulantım oldu o kadar. Onun için de ilaç kullanınca etkisini çok az hissediyorsunuz. Sonraki kürler çok daha hafif geçti Olumsuz etkileri pek olmadı. 3. Kürde benim ilaçlarım değişecekti. İlacın yan etkilerini okuduğum zaman benimle beraber olan annem ve eşime “hastaneden felç halinde geleceğim, hazırlıklı olalım” dedim. Günübirlik gidiyorduk. Hiçbir yan etki yapmadı. Çok az halsizlik o kadar.
Bir de kan değerlerim biraz değişti ama sonrasında sonuçlar güzel oldu…
Kanserle Dans aileme internette olur olmadık her şeyi okuyup moralinizi bozmayın. Her kişinin bünyesi farklı olduğu için kemoterapiye olan tepki de farklı oluyor.
Sevgilerimle
Aysin

Icimizden Biri Emel Karatas --Roportaj: Zambak Kan

Bize kendinizi tanıtırmısınız ?
İsmim Emel KARATAŞ 37 yaşında 2 çocuk annesiyim. Belediye'de çalışıyorum.
Nasil meme ca teshisi konuldu?
Ben rahatsızlığım tesadüfen banyoda duş alırken elime gelen bir kitle ile öğrendim...Hemen birşeylerin yolunda gitmediğini anladım. Ve ağlamaya başladım...Oğlum geldi "annecim ağlama" diye beni teselli etti. İşte o anı hiç unutamam.
İlk sonucu aldığımda artık hayat benim için bittiğini düşündüm ve sürekli uyudum. O an için hiçbirşey düşünmek istemiyordum...

-Ne kadar benzer bir hikaye. Bende aynı şekilde elime gelen bir kutle sonrasi yapılan tetkikler ile öğrenmiştim.
Hayat bize istesek de istemesek de sürprizler sunuyor. Bu surecte yaşadığınız olumsuzluklar oldu mu ?
Eşimin ailesi ve kendi ailem toplandılar ve bana destek oldular. Herkes şoka girdi tabiki...Eşimin fazla bir desteğini göremedim...Ama çokta umursamadım...Çünki yanlız değildim. Eşimin hiç birşey yokmuşcasına davranması benim için çok büyük olumsuzluk oldu.                                                                                      
                                                         
Sorguladınız mı basiniza gelenleri?
Evet sürekli ben "kime ne yaptım ? kime kötülük yaptım ? suçum neydi ? cezam neydi ? neden niçin sürekli bunları düşündüm...  Ama cerrah doktorum sağolsun o dönemde psikolojik destek almamı önerdi. Bende hiç vakit kaybetmeden Psikiyatriste gittim ve destek aldım.                                              
Tedavi ne zaman bitti ? Yaşam ve düşünce tarzınızi nasil etkiledi?
Biteli 26 gün oldu... Dansım bittiğinde mutluydum. Fakat gelecek kaygım oldu. "İlerde tekrar eder mi? ederse naparım ? Kafam çok karışıktı ...Çünkü benim özel ulaşabileceğim doktorum yoktu. Tıp fakültesi bilirsiniz ... Yaşamdaki yeni düşüncelerim eskisi kadar herşeyi kafama takmıyorum sadece kendimle ilgileniyorum...                                                               
                                      
Kanserle dans edenlere önerileriniz var mı ?
*Eve kendini fazla kapatmasınlar. *İlacın yan etkilerini de kafalarına takmasınlar. 1 hafta sonra hepsi geçiyor. *Umutlarını hiç kaybetmesinler, *Birşeyler ile muhakkak oyalanmaya çalışsınlar...
Bundan sonraki yaşamınız için düşünceleriniz nelerdir ? neler yapmak istiyorsunuz ?
Kanser sonrası hayata kocaman MERHABA dedim. Tabiki benim burda daha çok işim var bitmedi gibi düşündüm ve ALLAH SEVDİĞİ KULUNA DERT VERİRMİŞ. İMTAHAN OLUYORUZ diye düşündüm. Ve artık SINAVIM BİTTİ dedim.
Yapmak istediğim;
*Daha çok gezmek, *Eskisi kadar titiz olmamak, *Sürekli gülmek, *Oğlumun derslerini yapmış ya da yapmamış olmasıni artık umursamamak, *Daha bunlar gibi hayata dair pek çok şey...
Simdiki hayat tarzı ve düşünceniz ile önceki düşünceleriniz arasında neler değişti ?
Tabiki kocaman fark var. Önceleri sudan çıkmış balık gibiydim. Baktım ki; tek ben değilim ve önce dansını bitirmiş insanları gördüm. Gayet iyilerdi ve bana moral verdiler...Sizde onlardan biri olarak bana moral depoladınız. Ayrıca size de teşekkür ederim...
Bende şimdi dansına devam eden arkadaşlara kocaman bir moral veriyorum. ASLA VAZGEÇMEYİN. HERŞEYE YENİDEN BAŞLAMAK SİZİ MUTLU EDECEK...
Kanserle Dans Ailesine söyleyecekleriniz var mı ?
 
*GÖKYÜZÜNE BAKIN VE SÜREKLİ GÜLÜMSEYİN ÇOK İYİ GELİYOR, *SIK SIK DIŞARI ÇIKIN VE DERİN NEFESLER ALIN, *HAYAT ÇOK GÜZEL VE BİZİM GİBİ DANS EDEN İNSANLARLA GÖRÜŞÜN AMA OLUMLU OLAN İNSANLARLA. BAZILARIDA KÖTÜ ELEKTİRİK VERİYOR VE ENERJİNİZİ ALIYOR. *HAYAT ÇOK GÜZELLLLL VE SABRIN SONU SELAMET. *LÜTFEN ALDIĞINIZ İLAÇLAR KİŞİLERDE AYNI TEPKİYİ VERMİYOR BAŞKALARININ DEDĞİNE KULAK ASMAYIN ...
Emel hanım inanın görmediğimiz ama yüreğimizde aynı ritmi yaşadığımız o kadar çok arkadaşımız var ki; hiç yalnız değilsiniz. Yeniden doğuşunuz sağlık ve mutluluklarla dolsun...
Sevgiler
Zambak KAN

İçimizden Biri Emine Uçar --Röpotaj: Zambak Kan

Emine hanım merhabalar...Sizinle tanışmamız MEMEKANDER İzmir Başkan Yardımcısı Saadet Hepkoşar KÖKNEL hanfendinin, İzmir'den KANSERLE DANS Derneği Gönüllü arkadaşımız olan Güzin YILDIRIM'dan telefon numaramı alması ve beni aramaları ile başladı. Daha sonra sizinle bir görüşmemiz oldu. Ve BEKLEYİŞ kitabınızın İmza Günü... Emine UÇAR kimdir ? Bize kendinizi tanıtabilirmisiniz?
Emine Uçar özgür bir ruha sahiptir. Kendini çok şanslı hisseden, duygularını çok yoğun yaşayan, bir hedefi olduğunda sonuca mutlaka ulaşan ama prensiplerinden asla ödün vermeyen bir insandır.
Hayatında belkiler ve acabalar yoktur, yalnızca evet veya hayır vardır. Kararları her zaman nettir. Kendine hesap veremeyeceği hiçbir hareketi yapmaz ve yaşamaz.
Kanser serüveninizden bahsederken; bu kitabın okuyuculara vereceği mesaj neydi?
En önemli mesaj, kendinizi güvende hissedebileceğiniz bir doktora teslim etmektir. İşte o zaman doktor tedaviyi yapar, sizde verileni uygularsınız. Hastalıkla ilgili teferruatları beyninizden çıkarırsanız sizde hastalık kalmaz, geriye yalnızca yaşamak kalır….Ben bugün hala kaç lenfim alınmış, kaçıncı evredeyim gibi hiçbir sorunun cevabını bilmem. Bilmesi gereken doktorlarım, ben değil...
Kendinizi hasta olarak düşünmezseniz inanın hasta olmuyorsunuz. Örneğin hava rüzgarlı bu havada başım ağrır diye düşünürseniz, yavaş yavaş başınız ağrımaya başlar, rüzgarı fark etmezseniz başınızın ağrıyacağı aklınıza bile gelmez. İnsan kendini, kendisi yönlendirebilir.
İlk kemoterapim yapılacağı zaman acaba nasıl bir şey, bana ne olacak diye merakla nette araştırırken en çok karşılaştığım cümle “tır çarpmış gibi oluyorsun” diye yazılarla karşılaştım ve korktum. Kemoterapi bitip eve geldiğimde ben ne zaman tır çarpmış gibi olacağım diye beklemeye başladım. Tabiki etkilendim ama ben kendimi daha kötüsüne hazırladığım için o an yaşadığım bana basit geldi ve o kadar da değilmiş dedim. O andan sonra demek ki etkisi herkeste farklı oluyor diye başkalarının anlattıklarından etkilenmeme kararı aldım. Bedenimle beynimi dengeye koymayı başardım.
Tedavi sürecinde kendime hasta muamelesi yapmadım. Ağzımın acılığından kahve içemezken bile içemesem de her sabah kahvemi yaptım ve sehpaya koydum. Hasta olduğumu kendime bile hissettirmedim yani kendimi kandırdım ve elimden geldiğince eski hayatıma devam ettim.
Kendinden vazgeçersen bu savaşı kaybedersin, ben asla kendimden vazgeçmedim ve başardım, kimse kendinden vazgeçmesin.
Kitabınızın adı BEKLEYİŞ ? Bu adı verirken; neyi vurgulamak istediniz ?
Bilinmeze yaptığımız yolculukta hep bir adım sonrayı merak içinde bekleriz. Tahlil yaptırırız doktor ne diyecek diye bekleriz, bir tetkik istenir önce acaba nasıl olacak diye, sonra ne çıkacak diye bekleriz. Tedavi dönemi hep heyecanlı bekleyişlerle geçtiği için kitabın adı “BEKLEYİŞ”…
-Umuda yolculuk gibi...Evet sizin bekleyişiniz size armağan olarak geri dönecek...Ben buna gönülden inanıyorum.
Kitabınız BEKLEYİŞ'i yazma amacınızı anlatabilirmisiniz ?
Hiçbir acı yaşandığı gibi kalmıyor. Yıllar sonra okuduğumda acaba ne hissederim merakı ile günlük tutmaya başladım. Yazarken, dışardan bir gözle bir kanser hastasının neler hissedebileceğini öncelik aldım, yani kendimle röportaj yaptım. Yazdıklarımı okudukça kendimi daha iyi tanıdım ve beynime daha iyi hükmetmeye başladım. Sonra baktım ki yazmak bana çok iyi bir terapi oldu, devam ettim. Psikolojik desteğe bile ihtiyacım kalmadı.
Nerden aklınıza yaşadıklarınızı yazmak fikri geldi ve neden yazmak istediniz ?
Radyoterapiye ilk başladığım gün sinirleri çok bozuk, her dakika ağlayan ve ne yapacağını bilmeyen, bir arkadaşla tanıştım. Ben gayet iyiyken onun bu şekilde olmasına çok üzüldüm ve onun için ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Samimi olmaya başladıkça beni örnek aldı ve her geçen gün değişime uğradığında o kadar çok mutlu oldum ki… İşte o zaman daha çok kişiye ulaşmak için yazdıklarımı kitap haline getirmeye karar verdim.
Kitabınızda yanında olması gereken kişileri o kadar güzel anlatmışsınız ki; sizce yanında neden olmalılar ? Bazen de uzaklaştırmak istemişsiniz...Bu size özel bir durum mu ?
Ben sevgiyle beslenen bir insanım. Hayatımın en önemli yapı taşı, yaşama sebebim ve olmazsa olmazım sevgidir.
Ailem ve dostlarımdan yana çok şanslıyım. Arkadaşlarımın sayısı az, gerçek dostlarımın sayısı çok olduğu için biz büyük bir sevgi ailesiyiz, herhangi birimize bir şey olsa hemen kenetleniriz. Her zaman moralimin iyi olmasının en büyük sebebi, sevdiklerimin bana verdikleri değer oldu. Buda benim her zaman güçlü olmamı sağladı.
Bazen uzaklaştırma sebebime gelince; onlara o kadar çok değer veriyorum ki, üzülmelerine dayanamam. Yıllardır birbirimizin her halini bildiğimiz için belli etmemeye çalışsam da ses tonumdan bile anlarlar. Özellikle kemoterapi döneminde kendimi iyi hissetmediğim zamanlarda ne durumda olduğumu anlamasınlar diye onları üzmemek adına uzak durduğum zamanlar oldu.
Annem ve aile fertlerimin çoğuna kanser olduğumu tedavim komple bittikten sonra söyledim. Süreç çok uzun olduğu ve üzülmekten başka ellerinden bir şey gelmeyeceği için onlara bu sıkıntıları yaşatmak istemedim.
Bu durum bana özel bir durum mu sorusunun cevabına gelince. Bence evet. Ailemden kanser olduğumu bilen yalnızca ağabeyim ve ablamdı. Özellikle annemden ve yeğenlerimden saklamak için yardım istedim, bu düşünceme saygı duydular ve onlarda beni kırmamak için yardımcı oldular.
Hayatımdaki insanı uzaklaştırma sebebine gelince… Tedavi döneminde ne hale geleceğimi bilmediğim için kafasında o eski resim kalsın istedim. Beni çok seven ve benim çok sevdiğim bir insanın bu halimi görüp üzülmesine içim elvermediği için kendimden uzaklaştırdım.
Herkes çevre yönünden benim kadar şanslı olmayabilirler. Üzüntüler ve dertler paylaştıkça azalır. Sevgi çemberi içindeydim, o yüzden hiçbir zaman yalnız kalmadım, çevremde her probleme mi konuşabileceğim, paylaşabileceğim insanlar vardı. Asla içime kapanmadım ve normal hayatıma devam ettim.

Dansınızdan önce KEŞKE'leriniz olmuş...Şimdi ne tavsiye edersiniz tüm okuyuculara ? Çünkü Erken Tanı Hayat Kurtarıyor...
4 yıl önce biyopsi yapıldığında, sonuç temiz olmasına rağmen doktorum Cüneyt Bey beni karşısına aldı “sen mükemmeliyetçi bir insansın, sonuç şu an temiz ama bir daha geldiğinde temiz olmayabilir, kanserleşebileceği kabul edilen dokular var ve kan testlerinde östrojende yüksek çıkmış, yani değişebilir hücreler ve östrojen. Meme dokusu içinde diğer alanlarda ilerde gelişebilecek riski engellemek için senin memelerinin içlerini boşaltalım ve kanser riskini ortadan kaldıralım” dediğinde ameliyattan kaçtım ve kendimi kadere teslim ettim.
Yıllar önce bu günleri görerek beni uyaran doktorumu dinlememin faturasını, iki mememi kaybederek ödedim.
Bu yaşadıklarımdan sonra tavsiye edebileceğim en önemli uyarı “doktora hasta olmadan önce gidin ve düzenli olarak kontrollerinizi yaptırın” Olacaktır.
-Evet hangimizin KEŞKE'leri olmamıştır ki; ben de hep şu sözü söylerim. "Kaderimiz içimizde yaşıyor, sadece onu görecek cesaretimiz olsun yeter"...Kısaca birşeyden kaçsak da onu kabul etmeliyiz...Bu bize mutluluk ve üzüntü versede...
Kitabınız gelirini bağışlayacağınızı vurgulamıştınız ? Nereye ve neden ?
Kitabımın gelirini SAĞKAL Derneğine bağışlayacağım. SAĞKAL Derneğinin “Umut Atölyesi” (Meme Kanserli Kadın Sürekli Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi) adında bu işe gönül vermiş kişilerden
oluşan güçlü ekibi ile benim koordinatörlüğümde çalışmalarını yaptığımız Sosyal Sorumluluk projesi var.
Projenin amacı; Meme kanseri tanısı konulan, tedavi süresince ve tedavisi tamamlanmış olan kadınların psikososyal travmalarını giderebilmek amacıyla kurulan bir rehabilitasyon merkezi oluşturmaktır. Kanser hastası kadınlarımız bir arada çeşitli hobilerle kendilerini meşgul etmeleri sayesinde sürekli hastalığa odaklanmalarından sıyrılarak hastalıklarıyla daha iyi başa çıkar hale geleceklerdir. Örneğin; kanser hastası bir kadın alacağı resim kursunda tuale attığı her fırça darbesinde, belki çevresinden bile sakladığı hastalığını paylaşacak ve onu somutlaştırarak kabullenişini sağlayacak. Bununla birlikte kendisini rehabilite edecektir.
Merkezi İzmir’de açılacak Umut Atölyesi’nin hedefi tüm Türkiye’ye yayılmak. Kurduğumuz bu ağ sayesinde her geçen gün sayısı hızla artan çağımızın hastalığı kansere karşı, bilinçli ve eğitimli kadınlarımızın sayısını çoğaltarak savaşımızı verebilmek ve ulaşabileceğimiz insan sayısını artırmak.
Türkiye’de sosyal sorumluluk projelerinin maddi imkansızlıklar yüzünden hayata geçirilmesi çok zor. O yüzden projenin yazıda kalmasını değil de uygulamada olmasını istediğim için elimden geleni yapmak adına kitabımın gelirini bağışladım.

Kitabınızi yazarken emekleri geçenleri bize açıklayabilirmisiniz ?
Kitap yazma fikrimi ilk önce doktorum Cüneyt Bey’le paylaştım. Beni o kadar çok yüreklendirdi ki, beni en iyi tanıyan kişilerden biri olan doktorum benim yapabileceğime inanıyorsa kesinlikle başarırım diye düşündüm ve hiç düşünmeden yazmaya başladım. Her an benim yanımda olan 30 yıllık arkadaşım Fatma AYDIN ise “sen bu işi de başarırsın, yanındayım” dedi.
Editörüm ve arkadaşım olan Semra CİCİGÖZ hiç düşünmeden ve hiçbir şey talep etmeden hemen kabul etti. Benim elimden çıkan yazılarım Semra CİCİGÖZ’ün eline geçtikten sonra renk ve duygusallık kazanarak, onun sayesinde kitap halini aldı. Kitap kapağını da kendisi tasarlayarak, elinden gelen her şeyi fazlası ile yaptı.
Ekin Sanat Yayınevi de elinden gelen desteği esirgemedi ve “BEKLEYİŞ” Ekin Sanat Yayınevin’de basıldı.
Kitabın arka kapağında ki resmi ise çok yetenekli genç bir üniversite öğrencisi olan Çağla ŞEN'in emeğidir. Kitaba “BEKLEYİŞ” adını veren isim annesi Ressam arkadaşım Faize BOSTAN’dır.
Sizin aracılığınız ile buradan emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler ediyorum.

Bana bu fırsatı verdiğiniz için size çok teşekkür ediyorum. Gerek imza günümde, gerekse mesajlarınızla beni yalnız bırakmadığınız için minnettarım..
Sevgiyle kalın...

Zambak KAN

İçimizden Biri Sevil Benli Gürkan --Röportaj: Zambak Kan

Sevil hanım merhabalar...Sizde KANSERLE DANS edenlerdensiniz.
Çok şükür ben partnerimi yordum ve benle dans etmekten vazgeçti. 1965 doğumluyum. Berk ve Burak isminde iki tane oğlum var. Ankara-Bahçelievlerde oturuyorum.

Siz hastalığınızı nasıl fark ettiniz ?
2007 yılı Haziran ayında rutin kontrollerim için Kadın Doğum doktoruma gitmiştim. Benden gerekli tüm testleri ve kanser tarama testlerini de istedi. Bu testler sonucunda CEA testinin sonucu yüksek çıktı. Bunun üzerine beni arayıp, "hemen karın ultrasonu çektirip bana geliyorsun" dedi. O günü hiç unutamıyorum bir cumartesi günüydü. O gün İstanbul'a kuzenimin kızının düğününe gidecektik. Hazırlandık, sabah ultrasonu çektirip doktorumuza gösterir, oradan da yola çıkarız diye düşünmüştük ama hiç de düşündüğümüz gibi olmadı. Ultrason çekimine gittiğimde çeken doktor sürekli bana "karın ağrın, bulantın varmı ?" diye sordu. Bende bütün sorulara "hayır" dedim. Sonucu aldık. Retroperitonel bölgede 9.5x10 cm büyüklğünde bir kitle eee.. yıkıldık. Tabii doktoruma gittik böbreğe çok yakın olduğunu hemen başka bir doktora gitmemizi önerdi. İstanbul programımızı söyledik. Tabiki bize "unutun hiçbir yere gidemezsin, bunu araştırmamız lazım" dedi ve hemen önerdiği doktordan randevu aldık. Benim Kanserle Dans sürecimde böylece başlamış oldu.
Gittiğimiz doktor üro onkolog du. Bir sürü tetkikler MR ve tomografi çekimleri sonunda bana söylenen çekimler esnasında "hiç kontrast madde emilimi yok, zararsız bir kitleye benziyor hatta embriyonik bir kalıntı bile olabilir" dediler. Ama Kadın Doğum doktorum alınması taraftarıydı. Hemen bir Genel Cerrah araştırmasına girip, sonuçlarımı o da değerlendirdi ve ameliyata karar verildi.
-CEA testinin yüksek çıkması?
CEA değerim yüksek çıkınca tabiki çok panikledim. "Noluyoruz !" dedim. MR ve tomografi çekimlerinde kontrast madde emilimi olmayınca, doktorlar beni rahatlatmıştı. "Korkulacak birşey yok kanser hücreleri olsa emilim olur rahat olun" demişlerdi. O yüzden aklıma hiç kanser olabileceğim gelmedi.
En son kararı kim doğruladı ?
Basit bir kitle alınacak diye girmiştim ameliyatta çok rahattım. Aklıma hiç kötü bir şey gelmiyordu. Ameliyat anında, önceden belirlenen kitlenin kum saati şeklini aldığı ve bir o kadar kitlenin de kalın bağırsağın altında kaldığı görülüyordu. Benim oniki parmak bağırsağının bir kısmı alınıyor. Ameliyat anındaki patoloji incelemesi de yağ kitlesi olarak geliyor. Ama yinede tüm karın bölgem incelenerek ameliyat bitiriliyor. Kendime geldiğimde burnumda, karnımda ve her yerimde bir direnaj vardı. Anlayacağınız bayağı ağır bir ameliyat geçirmiştim. Doktorum "büyük bir kitle olduğunu bağırsağa yapıştığı için orada da temizleme yaptığını ama diğer organlarımın temiz olduğunu sonucunda bunlara dayanarak büyük bir olasılıkla temiz gelebileceğini" söylüyordu. Son sözü Patoloji Raporu'ndan sonra söyleyebileceğini belirtti. Neyse ağır bir ameliyat sonrası kendime gelmeye çalışırken; dördüncü günün sonunda "Metastatik Kist Adenokarsinom" sonucuyla yüz yüze geldik. Sonuç kötünün de kötüsüydü. Bu kadar büyük bir kitle metaztassa ! "bunun primeri vücudda başka bir yerde olmalı" dediler. Ve "acilen PET çekimimin yapılması gerektiğini" söylediler. Böylelikle benim KANSERLE DANSIM resmen başlamış oldu.
-Sevil hanım; sizin Dans türünüz çok farklıymış...
Aaaa! benim kanser biraz değişik teşhisi zor oldu...Hiç semptom vermeyen en son organ tutulumu olunca belli olurmuş.
-Kanserle Dansınızın başlama hikayesi inanılmaz tıbbi terimler içeriyor...Bu terimleri o dönemde öğrenme isteğinize hayran kaldım...Çünkü genelde benim tanıdığım çoğu dansçı ben evremi bile öğrenmek istemedim der...Sizi bu cesur bilgilerinizden dolayı kutluyorum...
Hemen hastaneden randevumu alarak, özel bir görüntüleme merkezine PET çekimi için beni götürdüler. Burada söylemeden geçemeyeceğim hastanede bakımımı kimseye bırakmayan yirmidört saat benimle olan eşim yine yanımdaydı ve kız kardeşimde...

Dansınız başlamadan önceki ve sonraki yaşamızdaki farklılıkları bize anlatabilirmisiniz ? Hep deriz ya..."Keşke şunu şöyle yapsaydın"...Ya da "neden yaptım"...
Dansa başlamadan önce belki çok klasik olacak ama çok mükemmelliyetçi bir yapım vardı. Herşeyim düzgün ve düzenli olsun evim, çocuklarım ve işim . Ama hastalık başa gelince; hayatın çok kısa olduğunu, en önemli şeyin sağlık olduğunu ve bir gününüzü bile boşa geçirmeden doyasıya yaşamanız gerektiğini anlıyorsunuz. Kanserle dansımdan önce ev işlerine ve çocuklarıma daha çok vakit ayırıp, eşimin gezme tekliflerini biraz ötelerdim. "Keşke ötelemeseymişim" diyorum. Ama Allah bana ikinci bir yaşam şansı verdi ya! artık eşimden gelen hiçbir gezi ve aktivite teklifini geri çevirmiyorum. Herkese de bunu tavsiye ederim. Herzaman ikinci bir şansımız olmayabilir.

-Ne kadar güzel açıkladınız. İnanın bu hastalık kişileri benim deyimim ile "fabrika ayarlarına" geri döndürüyor.


Eşinizin desteğinden bahsedermisiniz ?
Benim en büyük destekçim eşim oldu . Tedavim sırasında da annemin ve babamın desteği unutulamazdı. Şunu söylemeden geçemeyeceğim. Benim ilk patoloji raporum yukarıda da söylediğim gibi çok kötü gelmişti. Ama PET sonucumda vücudumda hiçbir kitle bulunamadı. Böyle olunca; eşim sağolsun "ben bu patolojinin tekrarlanmasını istiyorum" dedi ve bütün aparatları alıp Ankara'da Patoloji Bölümü çok iyi olan bir Üniversite Hastanesine incelenmesi için verdi. Orada ileri boyama tetkikleri de yapılarak, yaklaşık 20 gün kadar inceleme yaptılar. Sonuç muhteşemdi. Bu sefer bana "primer adeno karsinom " teşhisi kondu. Yani hiçbir yayılım yok. Kalın bir zarla çevrili içinde kalmış kanser hücreleri ama koruma amaçlı 6 kür kemoterapi almam gerekiyordu. Eşim çok araştırdı. Amerika'da kuzenlerim vardı bütün sonuçlarımı oraya gönderdi. "Kemo almayabilirim yada orada farklı tedaviler varsa" diye. Oradan gelen cevap da aynıydı koruma amaçlı kemoterapi. Tedavisi şarttı.
Eylül ayında kemoterapim başladı. Canım annem ve babam bizde kalmaya başladılar. Anneciğim sabah ben kalkmadan yemek yapıyor ve evi havalandırıyordu. "Beni kokular etkilemesin ve yemeğimi rahatlıkla yiyebileyim" diye. Eşim, canım benim, ben rahat edeyim diye yapmadığı kalmıyordu ne alıp, ne yedireceğini bilemiyordu. Bağışıklık sistemim düşmesin diye hazırladığı meyve suyu karışımlarını hiç unutamam. Herkesin ve özellikle kanserle dans edenlerin eşleri sevgi dolu ve ilgili olsunlar diyorum. Çünkü; çok önemli. O dönemde sevgiye ve ilgiye çok aç oluyorsunuz yada ben öyleydim bilemiyorum.
-Kesinlikle size katılıyorum. Sevgiye, ilgiye ve morale çok ihtiyacınız oluyor.
Benim eşim çok ehvamlı ve meraklı olduğu için sonuçlarım ve hastalığımla ilgili tüm bilgileri o dönemde araştırmıştı. Ve bende öğrenmek istedim. Tabiki korkunun ecele faydası yoktu bilerek adım atmak gerekiyordu.
Eşimin desteği ile ilgili olarak şunu da belirtmek isterim. Üç aylık kontrollerim sırasında hiç bir sonucumu bana aldırmadı. Önce kendisi alır, okur sonrada bana müjeyi verirdi. "Hadi bu kontrol sonuçlarında çok iy"i diye...
-Eşinizin size göstermiş olduğu duyarlılığı ve desteği tebrik ve takdir ediyorum...Kendisine saygılar... Özellikle de kontrol sonuçlarını alıp, okuması ve size mutlu haberi vermesi çok etkileyici. Olumsuz olanı sizinle paylaşmama isteği sizi üzmek istememiş olması...Bu duyarlılığı göstermiş olması, size sahip çıkması çok motive edici ve morallendirici olmuştur...
Evet bana çok moral veriyordu zaten beni hiç KANSER hastası olarak görmedi ki;
Siz dansınızı 6 yıl önce bitirmişsiniz...Bugün Kanserle Dans eden dansçı arkadaşlara tedavileri süreci içinde neler söylemek istersiniz ?
Evet ben dansımı bitireli 6 yıl oldu. Artık yıllık kontrollerimi yaptırıyorum. Kanserle dans eden arkadaşlarıma inaçlarını, umutlarını ve azimlerini hiç bırakmasınlar. Sevgi dolu olmalarını, kimsenin kendilerini üzmesine müsade etmemelerini istiyorum. Ben öyle yapıyorum artık. Kanserle dans etmeyenlere de Erken Teşhisin çok önemli olduğunu birkez daha belirtmek istiyorum. Çünkü her kanser türü belirti vermeyebiliyor benimki gibi... Bana gittiğim her doktor soruyor "nasıl teşhis edildi" diye tamamen tesadüf diyorum. Çok şaşırıyorlar. Çünkü retroperionel bölge (karınla sırt arasındaki boşluk olan bölge) bu tür kitlelerin büyümesine çok müsaitmiş. Ve organ tutulumu olana kadar hiç belirti vermezmiş. Organ tutulumu olunca da tahmin edebileceğiniz gibi çok daha zorlu tedaviler bizleri bekler oluyor.
Saçlarım dökülmeye başlayınca; ben kuaförüme gidip, kestirmedim. Sorulacak sorulara muatap olmak istemiyordum. Eşim ile annem birgün "hadi alışverişe gidiyoruz" dediler. Bana çok güzel bir peruk aldık bir ara eşim yok oldu nereye gittiğini eve gelince anladım. Benim için traş makinesi almıştı. O günü hiç unutamam. İki oğlumla birlikte beni banyoya oturttular bir güzel saçlarımı kestiler. Ben hem ağladım hem güldüm eşim beni büyük bir sıkıntıdan sürekli dökülen saçlarımdan kurtarmıştı. Ben "kel"dim artık bizim evin keltoşuydumm...
-Mükemmel...Dansımızı yaparken; maalesef hepimizin yaşadıklarıydı bu sizin yaşadıklarınız. "Bizim evin keltoşuydum". Süpersiniz...O günleri hüzünlü olmasına rağmen; şimdi gülerek, hatırlıyorsunuz. Bu sizin yanınızdakilerin size verdikleri moral ve inancı gösteriyor...
İlgi sevgi ve destek diyorum. Çok fazla hastalıktan konuşmasınlar yorumlarda bulunmasınlar. Yiyecek-içecek tavsiyesinde bulunmasınlar. Bu çok önemli çok uzun oldu ama kendimden bir örnek vermek istiyorum. O dönemde herkes sizin iyiliğinizi istiyor. Banada bir arkadaşım bahçesinden ısırgan otu getirmiş, bağışıklık sistemini güçlendirir. "Çayını iç, yemeğini ye" diye. Eee... annemde sağolsun bir kere yemeğini yaptı az birşey yedim fazla değil 1-2 bardakta çayını içtim ama kontrollerimde karaciğer ve böbrek fonksiyon değerlerim tavan yapmıştı . Onkoloğum sorunca söyledim "kemoterapi alırken ısırgan otunun çok sakıncalı olduğunu" söyledi. Bunu da belitmeden geçemedim...
-Sevil hanım size katılıyorum. Bazen iyi niyetler ile yapılan çareler; kötü sonuçlar çıkarabilir. Doktorlarının önermediği hiçbir öneriyi kabul etmesinler...Bu özellikle de alternatif tıp için...
Evet çok doğru söylüyorsunuz ben şöyle diyorum "lütfen otlarda umut aramayın". Zaten biliyoruz ki; kanser ilaçlarının bir çoğu da bitkilerden, ağaç kabuklarından yapılıyor.
Son olarak; sizin eklemek istediklerinizi alabilirmiyim. Özellikle de Erken Tanı için ?
Lütfen bir rahatsızlığımız olmasa bile yılda en az birkez doktora gidelim. Yapılması gereken rutin testlerimizi yaptıralım. Birçok doktor yanıltıcı sonuç verebilir diye kanser tarama testlerini yapmıyor. Ama benim doktorum istemeseydi kanser tarama testlerim yapılmayacaktı ve yukarıda anlattığım nedenden dolayı kanser teşhis ve tedavisinde çok geç kalmış olacaktım. Ameliyatım öncesinde son derece sağlıklı ve düzenli sporunu yapan bir insandım. Hasta olduğuma kimse inanmamıştı ama her hastalık belirti vermiyor tekrarlıyorum LÜTFEN kontrollerimizi aksatmayalım. Üşenmeyelim. Yaaa... şimdi doktora gidersek bişeyler bulur bizi uğraştırır demeyelim...
-Kesinlikle yazdıklarınıza katılıyorum...Türkiye'de bilemiyorum! Dünya'nın başka ülkelerinde de böyle mi ? "Aman doktor oramı görecek, aman buramı elleyecek" diye kendilerini ihmal ediyorlar. Bu ihmalleri de maalesef çok fazla olumlu sonuç vermiyor... Rutin kontroller ihmale gelmiyor. Kendimizi sevmeliyiz ki; yanımızdakilerde bizi sevebilme olanağı bulabilsinler. KANSERDE ERKEN TEŞHİS YAŞA'tır...diyerek;
Bana ayırdığınız zaman için ve AYRICA DANSINIZ İLE İLGİLİ İNANILMAZ TIBBİ BİLGİLENDİRMENİZ İÇİN size teşekkür ederim. Bundan sonraki yaşamınızda sevdikleriniz ve sevenlerinizle an ve an sağlık ve mutluluk dolu günler dilerim.
Zambak KAN