Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kanser ile ilgili doğru bilinen 10 yanlış --Derleme: Ayşin Aksu


Bilim insanlarının tedavisi için üzerinde çalıştığı kanser hastalığı, günümüzün en önemli sağlık sorunlarından biri. Tıbbi teknoloji ve tedavi yöntemlerinin her geçen gün gelişmesiyle birlikte, kanserle ilgili olumlu haberlerin yanı sıra birçok doğru bilinen yanlış bilgi de ortaya atılıyor.  Anadolu Sağlık Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı  Prof. Dr. Metin Çakmakçı , 1-7 Nisan Kanser Haftası’nda, kanser konusundaki mit’leri sıralıyor:
     1.    Kanser bulaşıcıdır:  Kanser hastaları kendilerini enfeksiyonlardan korumak için maske takıp hijyene dikkat ederler. 
2. Kanser hastası olan ebeveynin çocuğunda da kanser gelişir: Bu durum genellenemez.  Bazen  ailesel yatkınlıklar sözkonusu olabilir.
3. Pozitif düşünceyle kanseri yenmek mümkün:  Tabii ki önemli ama tek başına yeterli değil…  
4. Kanser olduğu hastaya söylenmemeli:  Herkes kendi hastalığını ve tedavi sürecini bilmeli…
5. Kanserde cerrahi işlemler hastalığın yayılımını artırır:  Bu da son derece yersiz bir inanıştır. Hastalıklı organın ya da tümörün çıkarılması, hastanın çok daha uzun süre yaşamasını ve hastalığın geri gelme riskinin anlamlı olarak azalmasını sağlıyor.

6. Biyopsi yapmak kanserin yayılımını hızlandırır:  Biyopsiler, hastalığın tanısını koymak ve tedavisini planlamak için olmazsa olmaz girişimlerdir. 

 7. Bir kere kanser olduktan sonra işe dönmek oldukça zordur:  Yanlış bir inanıştır.  Artık birçok kanser hastası, tedavi tamamlandıktan sonra yaşıtları kadar yaşam şansına sahip oluyor.   

8. Erkekler meme kanseri olmaz:  Bu da yanlış bir inanıştır.  Her 100 meme kanseri hastasından birisi erkektir. 
9. Kronik kabızlık çekenler kolon kanseri olur:  Bu da yalnızca bir söylentidir.  Kabızlık ile kolon kanseri veya rektum kanseri arasında herhangi bir neden-sonuç ilişkisi olduğunu gösteren bilimsel bir çalışma bulunmuyor. 

Kanser Nedir? --Derleme: Özge Arpaguş

Merve E.: İnsanın başına gelecek en hayret verici olay. Yeniden doğuşa kanıt :)

Özge D. A.: Onca kahkaha içinde bir an susup kalmaktır kanser. Sonra da küllerinden yeniden doğmaktır.

Serpa İ.: Hayata sarılmaktır. Çiçeği böceği, yerdeki karıncayı sevmek, aileyi sevmek, dostları sevmek, kısacası hayatı sevmektir...

Sultan D.: Kanser ne demek biliyor musunuz? Yaşamın bütün kötülüklerini unutup, her yeni güne başlarken; ‘işte bu ben bir kez daha hayatı çok iyi yaşıyorum’ demektir. Sevgi demek, aileyle gülmek ve can olan arkadaşlıklara bir kez daha sarılmaktır. Açıkçası bu hayatı çok seviyorum demektir.

Yasemin Y.: Kanser mi? O da neymiş? İstenmeyen misafir, yüzsüz, arsız. Kimlerle dans ettiğini bilmeyen dengesiz.

Hasan A.: Selam güzel insanlar. Ben de 2001-2003 yıllarında lenf kanserini yenmiş biriyim! Kontrollerim hala devam ediyor yıllık olarak. O zamanlar yazdığım bir yazımı paylaşmak isterim. Bunu sabah paylaştım ama sonra sildim. Sonra düşündüm bu yazılar benim o zamanlar içimden geçen kendimi avuttuğum yazılardı. İsmi bayan kanser!

Uzun zamandan beri düşünmüyordum bu bembeyaz sayfaların üstünü kirletmeyi, bugün arkama baktığımda fark ettim bomboş tertemiz sayfaları. En nefret ettiğim sevgililerimden biriydi bayan kanser, hayatıma izin almadan girip izin almadan çıkıp gitmişti. Kimseyle paylaşım yapmamama bağlıyorum ben bayan kanserin kıskanç oluşunu ve ben bunu beni eve hapsettiğinde anlamıştım. Kimseyle görüştürmüyordu beni. Artık iki haftada bir birlikte gezip geliyorduk. Tabii ki yine her şey onun istediği gibi oluyordu, arada kaçamaklarımı saymazsak. En nihayetinde o da monoton bir hayat istemiyordu ben de istemiyordum ama hayata farklı pencerelerden baktığımızın farkında bile değildi. O ölümden konuşmayı seviyordu bense yaşamdan. İki haftada bir çıktığımız zamanlarda en çok gezmek istediği yerler hastanelerdi. İstanbuldaki tüm hastaneleri gezmiştik sayesinde. Sonra gezecek hastane kalmadığı için mi bilinmez ama hayat yine monotonlaşmaya doğru yol almıştı. Sıkılmaya başladığını hissediyordum, kalbindeki erkeğin gözbebeklerindeki yaşama sevincini gördükçe ve sonra sonra kıskançtı bayan kanser…

Sebahattin B: Kanser; hayata başka bir sayfadan devam etmektir. İlk başta kabullenememektir. Zamanla ben galip geleceğim demektir. Hayatla dans kavalyenizdir.

Feti A.: Paradan sonra en iyi arkadaşlarımdan biri:) İyi tarafı benden korkuyor gelemez daha.

Zeynep K.: Beni de aranıza aldığınız için teşekkürler. Geldi ama bir gün geçecek diyorum. Kontrollere tedavilere devam. Hepiniz gibi bir gün bende bitti diyeceğim. Hepinizi selamlıyorum.

Ayşin A.: Doktorlar okuyup öğrenmeli kanserin ne olduğunu. Bu kadar güzel tanımlar. Muhteşem :)

35. Avrasya Maratonu Kanserle Dans Ailesi: 'Kanseri de kıtaları da aşarız' --Zambak Kan


Evet Maraton günü geldi çattı. Evde de bir heyacan offff...Saat 07:30 Nasıl giyindim? Nasıl çıktım evden ? Yoksa ışınlandım mı ? Anlamadım. TUTTUĞUN YERDE TUTAMIYON Kİ;" hah işte ben de sabah sabah öyleydim. Neyse Maraton alanına otobüs ile gelmiştim. Maraton bölgesi  Altunizade Metrobüs durağı her çeşit grupların olduğu bir festival alanı gibi. Bende bizim Standı bulmaya çalışırken; entirikalı yoldan geçmek atlamak ve zıplamak zorunda kalmıştım... Daha sonraki dakikalarda organizatör arkadaşımız Esra Çokçetin elinde yaka numaraları ile gelmiş ve teker teker bizlere dağıtmıştı. Bizde numaralarımızı takmış ve artık hazırdık...

Sonraki aşamada şu güzel 300 Gönüllümüzün adlarının ben dahil yazılı olduğu dövizi açmış ve resimler çekmeye başlamış ve hatta onları paylaşmıştık bile. Maraton başlamadan ; tedavisi devam eden ve yeni tamamlamış arkadaşlarımızın sıkıntılarının olmaması için bizi Maraton bölgesinin en önüne almışlardı...Bu konuda bize yardımlarını hiç ama hiç eksik etmeyen duyarlı Enes Bey'e buradan tekrar teşekkürlerimi bir borç bilirim.

O hengamede arkadaşlarımızı fazla bekletmek istemedik ve dövizimiz ile başladık yürümeye. Bu yürüyüş devam ederken; inanılmaz motivasyon ve enerji akıyordu bütün Danscı arkadaşlarımdan. Bir yandan sıra ile dövizleri taşıyor, bir yandan da sloganımız ile "KANSERİ DE KITALARI DA AŞARIZ" diye koro halinde yürüyüşümüzü yapıyorduk. Muhteşem bir şölen havasına kapılmış ve köprüye girmiştik. Artık kıtaları aşma ve bu duyarlılığı göstermeye başlamıştık. Her kanaldan Muhabir ve çekim ekibi vardı. Farkındalık yaratmak isteyen gruplarla röportaj yapıyorlardı. Artık sloganımızı duymayan ve farketmeyen kalmamıştı.

Evet köprüdeyiz. Köprü nasıl sallanıyor. Sanırım biz KANSERLE DANS Gönüllüleri köprüyü de İstanbul'u da sallamıştık... Biranda bana da mikrofon uzatıldı ve "siz ne diyeceksiniz" diyerek kamera çekime başladı. Bir konuşmada ben yaptım. Ama kalbim yerinden çıkacak. Az ve öz konuştum.

Sesimizi duyurduk mu "eveeetttt"...Daha da duyurmaya devam edecek miyiz ? "eveeeetttt"... KANSERİ DE KITALARI DA Aşmayı başarmıştık "eveeetttt"... Sanırım birçok insanın bu sayede yalnız olmadığını böyle bir gücün paylaşıldığını toplumsal olarak duyarlı olunması gerektiğini kanıtlamıştık...

35.AVRASYA MARATONU Biz Kanserle Dans Ailesi'nin Duyarlılık ve Farkındalıkları Arttırdığı bir gün oldu...

Maraton'dan sizler ile yaşadığım güzel duyguları paylaşmak istedim. Sizler yalnız değilsiniz. Biz şimdi Gönüllüler olarak ve 25 bine varan takipçimiz ile KITALARI DEĞİL AMERİKAYI BİLE YENİDEN KEŞFEDERİZ...Dansımız sizlerle birlikde duyarlılıkların arttırılması yolunda devam edecektir.

Bu dansı yapan dansçılara MORAL, İNANÇ ve SABIR dilerim. Çünkü Dans ettiğim günlerim de bu ilkem olmuştu.



 Sağlık ve sevgiyle kalın. Mutluluklar hepimizin olsun...

Bize Ne Söylemeli? Ayşin Aksu


“Çok iyi gördüm seni” “Allah seni bize bağışladı”  “Bırak şu kanseri, başka şeyler konuşalım” “Kanser adını ağzına bile alma”, “Sen güçlüsün, nasilsa yenersin” gibi birçok söz üzebiliyor bazen bizleri.  İnsanların bizim için ne kadar üzgün olduklarını duymaya ihtiyacımız yok zaten biz de bu durumdan hoşnut değiliz.

 

İnsanların  bize ‘’çok üzgünüm’’ demesi bizi nasıl cevap vereceğimizi bilmediğimiz bir pozisyonda bırakıyor.  Biz kanser hastaları yalnızca çevremizdeki insanların bizi dinlemelerini istiyoruz. Yorum yapmadan DİNLENMEK…

 
Bize acımayın ve bizi göz ardı etmeyin. 
 

Kanserle Dans ailemizden bizlere söylenmemesi gereken sözler:


Burcu A. "Grip gibi birşey oldu. Herkesin mutlaka bir yakını kanser.

Derya Yılmaz A. Kemoterapinin yan etkilerini bünyenin hassas olmasına bağlayanlar var....

Şerife K. Ağlama ağlarsan hastalığın artar... '

Meral Güneş E. Tanıdığım yada az tanıdığım hatta göz aşinalığı bile olmadığım kaç kişinin “ vah vah çok üzüldüm duyunca” demeleri…

Özge Deniz A. Ağlamakta bir ihtiyaç, aslında bizim onlardan istediğimiz şey iyiyken bizi nasıl kabul ediyorlarsa kötü hissettiğimiz anları da kabul etsinler, bize nasılsın diye sorduklarında hep iyiyim dememizi değil kötüyüm dememizi de duymaya açık olsunlar ve korkularımızı ifade etmemize izin versinler…

-Sahi ne söylenmemeli bizlere? Mesela bana hep neyin var anlat diyorlar, anlatıyorum aman boş ver bu da geçer diyorlar.:))

Şerife K. Anlamayı denemek yerine sadece anlatmamıza izin versinler o kadar  korkuyorum, üzülüyorum, ağrım var... ve bir sürü şeyi anlatmamıza izin vermedikleri için yalnız yaşıyoruz ve bu yük çok ağır... yapmayın 
Dilay T. Aman hadi hadi... yanlış teşhis konulmuştur. İnsan kendi kendinin doktorudur.

Derleme: Ayşin Aksu

Kemoterapi Kaynaklı Nöropati --Çeviri: Sümeyye Akkaya Derleme: Zambak Kan

Sümeyye akkaya tarafindan aktarilan harika tibbi bilgilerin olduğu bir yazi lütfen okuyunuz ve kendi kendinize yardimci olunuz...size inanilmaz donanimli bilgiler vercek...

Kemoterapi kaynakli sinir hastaliği (nöropati)

Kemoterapi kaynakli periferik nöropati ile başa çikma

Kemoterapiden kaynakli nöropati rahatsiz edici bir semptom olabilir. Mevcut durumda nöropati, kemoterapi sirasinda her üç kişiden bir kişiyi etkiliyor.

Kemoterapi sirasinda nöropatiye neler sebep olur ?

Periferik sinirler - beyin diş kisminda olan ve eller ve kollar doğru uzanan sinirler "myelin" adli madde ile birlikte siralanir. Myelin, elektrik kablosundaki diş korumaya benzer olarak düşünülebilir ve bilginin hizlaca, düzgünce sinire ulaşmasina olanak sağlar. Myelin üreten hücreler kemoterapinin toksik etkisiyle zarar gördüğünde daha az myelin üretilir ve sinyallerin sinir boyunca iletimi yavaşlar ya da kesilir.

Semptomlarin bazilari aşağidaki gibidir

Dokunmada HISSIZLIK VE HIS AZALMASI, uyuşma, karincalanma, yanma, soğuğa DAYANIKSIZLIK

Bu semptomlar aşağidaki gibi sinir bozucu kisitlamalara neden olabilir;objeleri kaldirirken (eşyalari düşürme olarak), kiyafetleri düğlemelerken, bilgisayarda yazi yazarken ya da piyona çalarken elleri kullanmada zorluk, his azalmasi ve zayiflik nedeniyle ayaklarda zorluk sonucunda sendeleme, ya da yürüme esnasinda ayaklari kontrol etmede zorluk, kas kütlesi ve kas gücünde azalma, nöropati ayni zamanda bağirsaklar (kabizlik ve sindirim problemleri), idrar torbasi (idrar yapmanin daha da zorlaşmasi) gibi farkli organlarini etkiler ya da nefes aliş verişiniz ve kalp atişlarinizda değişiklere neden olabilir.

Nöropati ne zaman ortaya çikar?

Genellikle kemoterapiden kisa bir süre sonra ortaya çikar. Kemoterapinin devam etmesiyle birkaç aylik periyotlar içerisinde git gide artar ama bazi vakalarda semptomlar kalici olabilir.

Hangi kemoterapi ilaçlari nöropatiye sebep olur ?

Nöropatinin gelişme orani değişik kemoterapi ilaçlari arasinda ve ayrica verilen dozla birlikte çeşitlilik gösterir. Nöropatiye neden olan bazi kemoterapi ilaçlari aşağidaki gibidir;

 platinol (cisplatin)

 paraplatin (carboplatin)

 eloxatin (oxaliplatin)

 ixempra (ixabepilane)

 oncovin (vincristine)

 navelbine (vinorelbine)

 velban (vinablastine)

 vepesid (etoposide, vp-16)

 taxol (paclitaxel)

 taxotere (docetaxel)

 thalmid (thalidomid)

 revmilid (lenalidomide)

 velcade (bortezomid)


 Tedavi nedir ?

Semptomlarinizin ne kadar ağir olduğuna bağli olarak doktorunuz semptomlara neden olan dozlarin azaltilmasi ya da değiştirilmesini tavsiye edebilir.

B-Kompleks gibi vitaminler uygulanabilir. Aşağida kemoterapi kaynakli periferik nörapati için uygulnan tedavi yöntemleri verilmiştir

masaj terapileri, fiziksel terapi ve/veya rehabilitasyon terapi, tens (transkutanöz elektriksel sinir stimulasyonu), akupunktur, biyofeedback, güdümlenmiş görsellik ve gevşeme

Nöropati engellenebilir mi ?

Kemoterapi sirasindaki nöropatiyi engelleyeceklerini görebilmek için bazi tedavi yöntemleri test edildi. Onkoloji doktorunuza acetyl-l-carnitine ve/veya glutamine kullanimiyla ilgili sorular sormaniz kayda değer olabilir. Bilgiler kesinleşmedi fakat bu bileşimlerin test edilmesi için uygulanan 3. Aşama klinik testler vardir. Ek olarak kriyoterapinin (elleri ve ayaklari soğuk su içinde tutmak ve örtülü eldiven ve/veya çoraplar) etkili olduğuna inanilmaktadir.

Bas etme

Ilk adim semptomlari doktorunuzla tartişmaktir. Doktorunuz kemoterapi rejiminizi değiştirmenizi önerebilir, semptomlarla baş etmenize yardim edecek fikirleri size sunabilir, ihtiyaciniz halinde ağri kesici ilaçlari reçeteye yazabilir.

Kendi başiniza uygulayabileceğiniz bazi diğer adimlar nelerdir ?

 *ellerinizi ve ayaklarinizi aşiri sicak ve soğuktan korumak -güzel ve rahat ayakkabilar giymek, soğuk havada dişari çiktiğinizda, bahçede çalişirken ya da temizlik yaparken eldiven giymek.

 *azalmiş hisler nedeniyle hissetmeyebileceğiniz yaralar için günlük olarak elleri ve ayaklari düzenli olarak kontrol etmek.

 *doğru kavrayabileceğiniz objeleri kaldirirken dikkatli davranmak,

 *evinizi güvenli hale getirmek, düşmenize neden olabilecek eşyalari kaldirirken dikkatli olmak,

 *uzun süre ayakta durmaktan kaçinmak,

 *alkol kullanimindan kaçinmak,

 *eğer şeker hastaliğiniz varsa kan şekerinizi doktorunuzun tavsiye ettiği aralikta devam ettirmek adina çalişmak....

 Dansci arkadaşlarim ve onlarin yanindaki duyarli partnerler dansinizi ederken; dikkat edilmesi gereken tonla tipbi bilginin dişinda hep dediğimiz gibi bu dansin finalindeki madalya töreni muhteşem oluyor...

Sağlik, mutluluk ve duyarlilik dolu günler olsun...sevgiyle kaliniz...
Kaynak:
http://lungcancer.about.com/od/chemotherapysideeffect1/a/Neuropathy-Chemotherapy.htm

Kemoterapi Dansım -Zambak Kan


Sizlerle 16 eylül 2012 ilk kemoterapi hikayemi paylaşmak istedim.

Lay lay lom oturmuştum kemoterapi koltuğuna. Karşimda 2 teyze vardi. Bana gülen ama bir o kadar da kizim senin ne işin var burada diyen bir yüz ifadesi ile ... Ben henüz bilmiyorum kendi yaşayacaklarımı ve sözüm ona onlara üzülüyordum. Sonunda "ahhh canim senin neyin var" diye sordu teyzelerden biri. Bende ‘2.evre meme ca’ diyebildim. "Geçmiş olsun" dediler... Tabii geçmiş olacaktı ama hikaye yeni başliyordu...Sohbet koyulaştikça ilacin etkilerini bütün vücudumda hissetmeye ve midemde bir şeylerin harekete geçtiğini algilamaya başlamişdim. Damardan tam 5 tüp ilaç almiştim. Ve bu arada hemşire hanim sizin damarlariniz çok ince patliyor demiş ve elimde iğne batirmadiği damar kalmamişti. İlaçlardan biri şu ünlü kirmizi zehir doksororubisin isimli ilaçti...Bu ilaç işiğa duyarliliği nedeni ile alüminyuma sarili gelmişti...Bunlari sonra sonra okudukça ve merak ettikçe öğrendim. Nerde hemen bilmek! Eve dönerken sanki herşey yolundaydı ama aradan 1 gün geçmeden bu ilaç beni duvara vurdu dersem hiç de yalan olmaz. En yakinimizdaki hastanenin acilinde buldum kendimi...Hemen damardan yatiştirici ve B vitamini takviyesi.

Eve döndüğümde yataktaydim. Ruhsuz bir şekilde öyle kala kalmiş ve düşünemiyordum bile... ve yalnizdim...Aradan geçen günler sonrasinda eve bir yardimci bayan geldi. Evet evimin işini yaparken bana da göz kulak oluyordu. Neden diye soruşunuzu duyar gibiyim... Ben 2.evre (t2) invaziv duktal karsinom yani (yayilmaci meme kanseri) tanisi ile meme koruma ameliyati olmuş ve sol koltuk altimdam da tam sentinel lenf nodlamasi (metilen mavisi ile) yapilarak, 11 tane lenfi alinmiş bir dansci olmuştum... Ama birşeyler benim kontrolümü bozmuştu, kendimi biryerlerden atma hissim devam ediyordu. Sonradan gittiğim nörolog sen farkinda değilsin ama depresyona girmiş ve travma geçirmişsin demişti. Bu his beni 3 ay esir aldi.

Bunlar yaşanirken duygulariniz alt-üst oluyor, ben hayatima farkli boyutlar katmaya çaliştim. O dönemlerde okuduğum kitaplarda bana ilaç gibi geldi. Hatta bir tanesi başucu kitabim oldu; "keşkelere takilmayin" tüm dansci arkadaşlarima ve onlarin dansina yardimci olan partnerlerine tavsiyemdir. Değerli ve bir o kadar da gerçekçi bilgiler var...

Evet 6 kür kemoterapi ve 33 kür radyoterapi almiştim...Ailem, arkadaşlarim ve sosyal çevremde tanidiğim yüzlerce kişi (doktor, hemşire, teknisyen, hasta ve hasta yakinlari) bana moral olmuştu. Dansimi kendime aşiladiğim moral ve sabir ile şölene çevirdim.

Hepinize sağlikli ve mutluluk dolu danslar dilerim...
Zambak Kan
 

KANSERİ YENENLERDE Travma Sonrasi Stres --Çeviri: Sümeyye Akkaya --Derleme: Zambak Kan

KISACA PTSD NEDİR ? Posttravmatik stres bozukluğu olarak da bilinmekte; Türkçe'ye uygunluğu açısından kaynaklarda travma sonrası stres bozukluğu olarak geçmektedir.

Genellikle yaşamı tehdit eden bir olaydan sonra başlayan ve yaşam kalitesini düşüren bir hastalıktır. Travma yaratan olayın yaşanmasından sonra, o olayın düşlerde ve günlük yaşamda tekrar yaşanması, o olayı hatırlatan durumlardan kaçınmaya yol açan bir aşırı uyarılmışlık, kaygı ve kolayca irkilmeyi içeren bir anksiyete bozukluğudur.

Bazı bireyler bu hastalığı tam olarak yaşamayabilir. Bulgular, genellikle travmatize edici olaydan üç ay sonra başlar ve şiddeti kişiye göre değişir. TSSB' nin (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) tedavisinde psikoterapinin temel taşı olduğunu belirten araştırmacılar ilaç tedavisi ile bedenin gösterdiği istemsiz tepkileri kontrol altına alarak tedaviyi güçlendirdiklerini ifade ederler.

TSSB' de ilaç tedavisinin amaçları şu şekilde sıralanabilir:

* Kendine zarar verici belirtileri azaltmak,

* Kaçınma belirtilerini düzeltmek,

* Aşırı uyarılmayı azaltmak,

* Depresyonu ve zevk almamayı gidermek,

* Dissosiyatif ve psikotik belirtileri kontrol altına almak.

TSSB meydana gelmesinde daha önce var olan psikiyatrik bozuklukların ve ailede psikiyatrik hastalık öyküsünün bulunmasının risk etkeni olduğu bilinmektedir. TSSB olan hastalarda bu hastalık ile aynı anda ya da yaşam boyu psikiyatrik bir hastalık görülmesi olasılığı yüksektir. Psikiyatrik bir başka bozuklukla birlikte görülen TSSB belirtilerinin kronikleşmesi olasılığı da daha yüksektir.

ŞİMDİ ASIL KONUYU ANLATAN YAZIMIZA GEÇERSEK ; Dr.Monica KEY bir hastası'nda görülen PTSD'yi bizimle paylaşmış. Lütfen okuyunuz ve aşağıda verilen testi bir kez olsun uygulayınız...

PTSD gazilerden, uçak kazalarından kurtulanlardan ya da doğal afetlerden kurtulanlardan sıkça duyduğumuz bir şeydir. Ayrıca PTSD'ye kanser gibi beklenmedik hastalıkların teşhisi konulan insanlarda da rastlanır.

Kanser teşhisiyle karşı karşıya kalan kişilerde psikolojik sorunlara sıkça rastlanır. 10 yıl önce erken evre göğüs kanseri tedavisi görmüş bir hastam vardı. Hastalığın nüksettiğine dair hiçbir kanıt yoktu ama ne zaman ofise gelse enkaza dönerdi. Her yeni ağrı ve farklı histe kanserin geri geldiğine inanırdı. Danışmanlara gitmesine ve antidepresanlar kullanmasına rağmen ama kışkırtıcı düşünceler peşini bırakmadı. Ona güvence vermek için, saatlerimiz ayırırdık. Fakat duygusal olarak hala acı çektiğini görmek üzücüydü.

Travmatik Stres Dergisi (Journal of Traumatşc Stress) 'nde yakın zamanda yayınlanan bir çalışmaya göre PTSD yaşayan insanların yarısından fazlası aynı zamanda depresyon geçirmekte; daha önceki hesaplamalarda ise daha geniş bir oranlamayla yüzde 20'den yüzde 80'e kadardır. (Bu cümlenin 2. kısmından tam emin olamadım  )Çalışmanın en önemli noktası ise hastaları incelerken ve değerlendirirken PTSD ve depresyonun her ikisinin de dikkate alınması, özellikle erkekler de biri ya da diğerinin gözden kaçırılmamasıdır.

PTSD deneyimi olan insanlarda görülen tanımlayıcı karakteristik özellikler ; travmatik olayı düşünce, görüntü ve rüyalarla canlı bir biçimde hatırlama ve travmanın hatırlatıcılarından ısarcı iç (psikolojik) ve dış (davranışsal) kaçınma, olumsuz duygular, kısalmış gelecek düşüncesi ve abartılmış sempatik uyarılmadır. Aşağıda onkoloji hastalarındaki PTSD hakkında rapor edilmiş ilginç bulgular vardır;

•Hematopoetik kök hücre transferi yapılan hastaların yüzde 5-19 'da PTSD semptomları rapor edilmiş

•İlk evre göğüs kanserinden kurtulan hastaların yüzde 15 'inde PTSD semptomları rapor edilmiş
•Hodgkin dışı lenfoma 'dan kurtulmuş hastaların yüzde 39 'unda PTSD semptomları rapor edilmiş, diğer bir yüzde 8'lık kısım da kriterleri karşılamaktadır.

Şimdilerde birçok onkoloji merkezi muhtemel psikolojik sorunları tespit etmek için DİSTRES ÖLÇME ARAÇLARINI VE YÖNTEMLERİNİ kullanmaktadır. Distress ölçme araçlarını kullanma metodu Oncology Nursing Society, National Comprehensive Cancer Network ve American Society of Clinical Oncology kurumları tarafından tavsiye edilmekte ve/veya desteklenmektedir. Kanserli hastaları incelemelerin sonucu gösterdi ki hastaların yüzde 20 ile yüzde 40 'ı depresyon, PTSD ve endişe olarak distress belirtilerini bir noktadan sonra kanserle birlikte gösterir.

PTSD için incelendiniz mi? görüdünüz mü? tedavi oldunuz mu? Bu kanser hastalarınız arasında düzenli bir olay mı? Sıkça gözden kaçırıldığını ve yanlış tanı konulduğu mu düşünüyorsunuz?

ŞİMDİ SİZE DİSTRES İLE İLGİLİ BİR TEST ÖNERİYORUM LÜTFEN BUNU BİR KEZ OLSUN DENEYİNİZ...MUTLULUĞU YAKALAMAK HERAN ELİMİZDE SAĞLIK VE BOL NEŞELİ GÜNLER OLSUN...

DİSTRES DÜZEYİNİZİ ÖĞRENİN******

Aşağıdaki durumlara genel olarak nasıl tepki gösterdiğinizi işaretleyerek stres düzeyinizi ölçün.

4- Her zaman
3- Sık sık
2- Bazen
1- Hiç

Her soruya size uygun olduğunu düşündüğünüz bir sayı verin. Anketi tamamladığınızda sayıları toplayın. Anketin sonucunu elde ettiğiniz sayıya göre değerlendirin.

1-Birçok farklı işi kısa zamana sığdırmaya çalışıyor musunuz?
2-İş aksaklıkları veya gecikmeler durumunda sabırsızlanıyor musunuz?
3-Eğlenme amaçlı da olsa oynadığınız oyunlarda hep kazanmak zorunda hissediyor musunuz?
4-Trafikte kırmızı ışık yanmak üzereyken arabanızla hemen geçmeye çalışıyor musunuz?
5-Yaptığınız bir işte yardıma ihtiyacınız olsa da sormaktan kaçınıyor musunuz?
6-Sürekli olarak başkalarının hayranlığını kazanmak ve saygı duyulma ihtiyacı hissediyor musunuz?
7-Başkalarının işlerini yapma biçimlerini sıklıkla eleştiriyor musunuz?
8-Sıklıkla saate bakar mısınız?
9-Başarılarınızı ve pozisyonunuzu yükseltme konusunda aşırı hırs yaptığınız oluyor mu?
10-Zamanın size yetmediği düşüncesine kapılıyor musunuz?
11-Bir anda birden çok iş yapma alışkanlığınız var mıdır?
12-Sıklıkla gergin veya sinirli hissediyor musunuz?
13-Hobilerinize ve kendinize vakit ayırmakta zorlanıyor musunuz?
14-Çabuk konuşma veya sohbetleri hızlandırma eğiliminiz var mıdır?
15-Kendinizi geçinilmesi zor biri olarak kabul ediyor musunuz?
16-Arkadaş veya akrabalarınız sizinle geçinmenin zor olduğunu söylerler mi?
17-Birden fazla projede yer alma eğiliminiz var mıdır?
18Kendinize sıklıkla işinizi bitirme tarihleri koyuyor musunuz?
19-Dinlenmeye ayırdığınız veya boş oturduğunuz vakitlerde kendinizi suçlu hissediyor musunuz?
20-Kendinize çok fazla sorumluluk yüklediğiniz oluyor mu?

Eğer toplam 20 ile 30 arasındaysa fazla üretken bir insan değilsiniz ve hayatınızı canlandırmaya ihtiyacınız var.

Eğer toplam 31 ile 50 arasındaysa stresle başa çıkma konusunda iyi durumdasınız. 

Eğer toplam 51 ile60 arasındaysa stres düzeyiniz normalin üzerindedir ve aşırı ger gin olma sınırındasınız demektir. 

Eğer toplam skor 61 ve üzerindeyse, kalp hastalığına yakalanma şansınız yüksektir. 

Birde bu var 

Stres Ölçer 1 (RESİM-1'e bakınız)
stres1 - Stres Ölçme Testi ve Resmi

Stres Ölçer 2 (RESİM-2'ye bakınız)
stres2 - Stres Ölçme Testi ve Resmi

Bu resimdekiler ne kadar hızlıysa sizde o kadar streslisiniz....

YAZIMA ŞU GÜZEL SZÖLERLE SON VERİRKEN; 

Gece evinde, dostların olsun.
Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun...
Arkadaşım, hayat bu. Daha ne olsun ?
En önce ve illaki sağlık olsun....

SEVGİYLE KALIN...



Çeviri: Sümeyye Akkaya
Derleme, önsöz: Zambak Kan
Kaynak: Monica KEY, APRN, CCRN, AOCNP


Kanserle Dans Birlikte Jingle Demet Sağıroğlu ve Cihan Sezer


HUZURLARINIZDA Kanserle Dans " Birlikte"
Söz, Müzik ve Vokal - Demet Sağıroğlu
Back Vokal - İlkay Sipahi (Manevra)
Basgitar - Fatih Konka (Manevra)
Elektro gitar - Ekrem Yıldırım (Manevra)
Yaylılar - Alper Kömürcü

Cihan Sezer - Aranjman

Bu projenin gerceklesmesinde yardımını esirgemeyen Ekmel Anda'ya da ayrıca tesekkur ederiz.

Her birinizin hakkı ödenemez...

Kanserle Dans Ailesi



ya da

Buradan dinleyebilirsiniz

İlaç Araştırmaları - Tıbbi Onkoloji Derneği yazısı

Yazının original linkine http://www.kanser.org/toplum/?action=ayin-konugu&id=3 adresinde ulaşabilirsiniz.

Doç. Dr. Şenol Çoşkun Onkoloji alanında yürütülmekte olan ilaç araştırmaları ile ilgili en çok merak edilenleri soruyor, Prof. Dr. Ahmet Demirkazık cevaplıyor.

İlaç araştırmaları denince hastaların aklına ilk "denek" olmak geliyor. Sizce bu sevimsiz öngörü kaldırılabilir mi?

"Denek" kelimesi, gerçekten hastalar ve yakınları tarafından "kobay" olarak algılanıyor. "Denek" kelimesi bilim dilinde bir terminoloji olup, bizim hastalarımız için kullanılmasının zorunlu ve doğru olmadığını düşünüyorum. Bu insanlar bizim için "gönüllü hastalar"dır. Araştırmaya katılmayı kabul eden hasta için, biz yine sadece "hasta" kelimesini kullanmalıyız.

İlaç araştırmaları kimler tarafından planlanır, hangi aşamalardan geçtikten sonra hastalara sunulur?

İlaç araştırmaları günümüzde öncelikle insan sağlığı için yeni ilaçlar keşfetme gücüne sahip "Araştırıcı İlaç firmaları" tarafından planlanmaktaysa da; araştırıcı doktorların kendilerinin başlattığı veya başta Avrupa ve Amerika olmak üzere ülkemiz de dahil bir çok ülke kaynaklı "bağımsız sağlık araştırma kuruluşları" (EORTC, ECOG, GOG, ülkemizde TOG gibi) tarafından planlanan araştırmalar da oldukça önemli sayıdadır.

İlaçlar insanlarda kullanılmaya başlamadan önce nasıl geliştirilir?

İlaç geliştirilmesinde; bir molekülün doğada tanımlanması, saflaştırılması veya laboratuvar ortamında üretilmesinden, eczanede kutu içinde ilaç oluncaya kadar yıllarca süren bir çaba gereklidir. Bu süre en az 10-15 yıllık geceli gündüzlü bir çalışmayı gerektirmektedir. Keşfedilen ilaçlar; alt gruplarına göre farklı olmakla beraber, genel bir bilimsel disiplin içinde "insan öncesi çalışmalara" tabi tutulmaktadır. Bu çalışmalar ilk olarak tümör hücre kültürleriyle daha sonra deney hayvanları üzerinde laboratuvar ortamında yapılmaktadır. Burada amaç, öncelikle ilacın tümöre karşı etkisinin saptanması sonra da zararlı özelliklerinin test edilmesidir. İnsan çalışmalarından önceki çalışmaların temelini "toksikoloji" oluşturur. Bu da zararlı olabilecek maddelerin bu dönemde ayıklanmasıdır. Binlerce yeni keşfedilen üründen ancak bir ikisi bu toksikoloji çalışmalarını geçebilmektedir. Tüm bu döneme "preklinik çalışma dönemi" denilmektedir. Bu preklinik dönemde, ilaçların alt gruplarına göre farklı süreçler gözlenebilir. Kemoterapi ilaçları, biyolojik ilaçlar, aşılar ve hormonal ilaçlar kendi ilaç özelliklerine göre geliştirilirler.

Eğer ilaç öncül maddeleri bu dönemden başarı ile çıkarsa, kanser ilacı dışındaki ilaç adayları "sağlıklı gönüllü insanlarda" özellikle yan etki konusundaki klinik çalışmalara alınmaktadır. Bu "sağlıklı gönüllü çalışmaları" onkolojik ilaçlar için mümkün değildir. Kanser ilaçları kendileri de zarar oluşturma potansiyeli olduğu için, sadece "gönüllü hastalar" ile yapılan klinik çalışmalarla geliştirilmektedir. Bu dönemde tedavi imkânı olarak sunulan bu ümit verici aday ilaçlar insan sağlığına bireysel katkıda bulunmaktadır.

Klinik çalışmalarda faz çalışması ne demektir? Kaç tür faz çalışması vardır?
Çalışmalarda ilaç öncülleri belli bir güvenliği geçer ve insan da uygulamaya uygun olduğu ispatlanırsa, insanda deneneme süreci başlatılabilir.

Faz çalışması ilaçların geliştirilmesindeki farklı basamakları ifade eder. İlaç geliştirme çalışmaları 4 fazda yapılır. İlk 3 fazda ilaç öncülleri henüz "resmi sağlık otoriteleri" tarafından ilaç olarak onaylanmamıştır. Bu moleküller hala geliştirilme aşamasındadır. Bu aşamalar Faz I, Faz II, ve Faz III olarak 3 kısımdan oluşur. İlacın ruhsatlandırılması sonrası yapılan ilaç çalışmalarına faz IV araştırmalar denilir. Böylece ilaçların gelişimi 4 faz çalışması içinde biçimlenir.

Faz I çalışmalarda amaç, "ilacın insandaki güvenli dozunu tespit etmek" ve zararlı etki oluşmadan elde edilecek iyileştirici etkinin ipuçlarının ortaya konulmasıdır. Bu dönem, ilaçların gelişmesindeki en kritik basamaklardan biridir. Bu aşamadaki çalışmalarda, ilaç dozu tedrici olarak artırılmakta ve daha sıkı gözetim altında yapılmaktadır. Bu çalışma sonucunda ilacın güvenli bir şekilde tedavi edici dozu saptanmaktadır. Batı dünyasında çok yaygın olan bu aşama çalışmalar, ülkemizde nadiren yapılabilmektedir.

Faz II çalışmalarda; belirli bir çeşit kanserde aday ilacın "tedavi edici etkisi" değerlendirilmektedir.

Çalışmalarda Faz III’e ulaşan ilacın hem güvenlilik hem de etkinliği iyi bir şekilde ortaya konulmuştur. Ülkemizde ruhsat öncesi yapılan çalışmaların çoğu faz II ve faz III çalışmalardır. Bu çalışmalarda güvenlik açığı ve riski çok azdır. Faz III'de otaya konulmak istenen, "yeni geliştirilmekte olan ilacın" bu hastalıkta etkisi daha önceden bilinen ilaçlara göre daha iyi olup olmadığının kanıtlanmasıdır. Bu çalışmalarda gönüllü hakları, "etik kurullar" ve "devletlerin sağlık otoriteleri"çok ciddi bir biçimde korunmaktadır. Hiçbir klinik araştırma, etik kurullardan ve yetkili mercilerden izin alınmadan ve gönüllünün rızası olmadan yapılamaz. Gönüllü istediği anda, hiç bir sebep belirtmeden bütün faz çalışmalarından ayrılma hakkına sahiptir.

Faz IV çalışmalar; ilacın eczanede yerini aldıktan sonraki dönemleri ve ruhsatlandığı hastalıklardaki kullanımını kapsar. Eğer ilaç daha önce ruhsatlanmadığı bir hastalık için incelenecekse; yıllardır kullanılan bir ilaç olsa bile, bu ilaç yeni geliştiriliyormuşçasına daha önceki faz 2 dönemine yeni hastalık için geri dönmüş olur. Güvenlik, ilacın her fazında daima en önemli değerlendirme maddesidir. İlaç sağlık için kullanıldığı sürece bu güvenlilik değerlendirmeleri devam eder gider.

Bir ilaç araştırmasının uygun olup olmadığına hasta nasıl karar verebilir?

Faz I-II araştırmalara girecek hastalar için, hastaya verilecek başka bir tedavi ya hiç yoktur veya bu araştırma tedavisinden daha iyi bilinen bir tedavi seçeneği bulunmamalıdır. Faz III araştırmalarda kontrol kolundaki hastaların -tartışılmayacak derecede kanıtı olan- "standart tedavi" aldıklarından emin olmak gereklidir. Araştırma kolunun ise "standart tedaviye" eşit veya üstün olduğunu düşündüren Faz I-II bulguları olmalıdır. Bu araştırma kolu, hasta güvenliğini kabul edilemeyecek ölçüde tehlikeye atmamalıdır.

İlaç sektörlerinin ilaç araştırmalarındaki yeri ve bütçesi nedir?

İlaç sektörü ARGE (Araştırma-Geliştirme) nedeniyle hızlı bir birleşme sürecindedir. ARGE harcamaları çok yüksek olduğu için, ilaç firmaları birleşmek zorunda kalmaktadır. İlaç firmaları için ARGE demek, yeni ilaç ve tedavi seçeneği geliştirmek demektir. 1990 yılları başında yeni bir ilaç geliştirmenin maliyeti 200-400 milyon dolar civarındaydı. Bu miktar 2004 yılı analizlerinde 600-900 milyon dolara tırmanmıştır. Bugün bir ilaç firması günde en az 10 milyon dolar ARGE harcaması yapmaktadır. Bir AİF (Araştırıcı İlaç Firması) firmasının ARGE bütçesi bir yılda 3.5-4 milyarı aşmaktadır. Son zamanlarda Avrupa birliği standartlarının da yenilenmesini takiben bir ilaç geliştirmenin maliyet ortalama 1.7 milyar dolara ulaşmıştır.

Türkiye'de kanser alanında ilaç araştırması yapılıyor mu?

Ulusal ve Uluslararası çok sayıda klinik araştırma ülkemizde yapılmaktadır. Bu araştırmalar Üniversite Hastaneleri ve Sağlık Bakanlığı Eğitim Hastanelerinde yoğunlaşmaktadır.

Ülkemizde devam eden ve hastaların başvurabilecekleri kanser araştırmaları var mıdır? Nasıl ulaşılabilir?

Takip ve tedavilerinin yapıldığı "tıbbi onkoloji kliniklerine" başvurabilirler. Derneğimizin web sayfasında yayınlanan araştırmalara bakarak, ilgilendikleri araştırmaları tespit edip kendilerini izleyen hekimle tartışarak, ilgili tıbbi onkoloji kliniklerine ulaşabilirler.

Araştırma sırasında olumsuz bir duruma karşın (sakatlık, kalıcı organ hasarı vs) hastalar sigortalanır mı?
Ruhsatlandırma öncesi çalışmalar olan Faz I, II ve III çalışmalarda "hastanın sigortalanması" işlemi, hem etik hem de yasal bir zorunluluktur. Sigorta hasta haklarını korumayı hedeflediği gibi, ortaya çıkan sorunlarda sosyal güvenlik kurumlarını da korumaktadır. Sigorta, çalışmada yer alan bütün insanlar için güncel ve modern bir ihtiyaçtır. Sigorta yapılmamış bir çalışmaya, etik kurul onayı verilmesi düşünülemez.

İlaç araştırması için kanserli hastalar yurt dışına gidebilir mi? Bu durumda hastalar ne gibi güçlükler ile karşılaşabilir?

Hastalar yurt dışına gitmemelidir. Tabii ki insanların kendi bireysel seçimleri ile bu mümkün olabilir. Ancak şu unutulmamalıdır ki, kanser tedavisi uzun süreli ve yorucu bir süreçtir. En doğru olan bu tür klinik çalışmaların ülkemize getirilmesi ve hastaların yaşadığı bölgede, yaşadığı kültürde ve sosyal çevrede tedavilerini almalarının sağlanmasıdır. Araştırmanın bütçesinden, "sadece tetkik ve tedavi giderleri ile gelişebilecek olumsuzluklara bağlı harcamalar" karşılanabilmektedir. Araştırma nadiren 3-5 ay, çoğunluklada daha fazla hatta yıllarca devam edebilmektedir. Yurtdışında yaşam şartları, ulaşım barınma ve yiyecek gibi temel harcamalar bile hem hastanın maddi birikimlerinde hem de milli servetimizde ciddi kayıplara yol açabilmektedir. İlaç çalışmalarının ülkemize getirilmesi hastalara ulaşamayacakları yeni bir alternatif sunduğu gibi, ülkemizin ekonomisine de ciddi düzeyde katkı sağlayacaktır. Genel olarak bu konuda ülkemizde yavaş yol alınmakla birlikte en azından onkoloji merkezlerimizde, çok sayıda "uluslar arası ilaç araştırması" başarı ile yürütülmektedir. Bu alanın gelişmesi ve ilaç araştırmalarında ülkemizin daha fazla tercih edilir olabilmesi; halkımızın bu konuda doğru bilgilendirilmesi, hekimlerin ve hastaların bu alan ilgi duyması, yasal prosedürlerin yetkililer tarafından bir an önce tamamlanması ile olacaktır.

Sıklıkla hastaların aklına, kanser için etkin bir tedavinin bulunduğu ancak henüz açıklanmadığı gelir. Sizce bu öngörüde hastalar haklımıdır?

Bu mümkün değil. Bir bilgi elde edilince bunun saklanması imkânsızdır. Günümüzde iletişim teknolojileri hemen hemen hiçbir şeyin gizlenemeyeceği gelişmişlik içindedir. Ayrıca sağlıkta kanserle ilgilenen firmalarda bir tekelleşme olmadığı için böyle bir keşfin saklanması keşfi yapan için anlamsızdır. Bilimsel gerçekler kanser hastalığının bir tek hastalık olmadığını, bir grup hastalığı tanımlayan geniş bir çerçeve hastalık grubunu ifade ettiğini göstermektedir. Bu nedenle bir tek başarılı tedaviden ve bunun da gizlendiğinden bahsetmek biraz hayal gücümüzü zorlamaktadır.

Bir ilaç araştırmasına katılmak hasta için ne gibi avantajlar sağlar?

İlaç araştırmasına katılan hasta, kendi hastalığı için mevcut ilaçlardan daha fazla umut vaat eden bir ilaca ulaşmış olur. Ayrıca çalışmanın durumuna göre, kendi sağlığı için en az riski taşıyan ve kendisi için daha olumlu sayılabilecek olanaklar içinde tedavi imkanı bulurlar. Hastalar, kendi doktorları ile sıkı işbirliği yapan "ikinci bir ekiple" (yardımcı araştırma ekibiyle) beraber, daha iyiye yol almak için mücadele ederler.