İçimizden biri Mini Röportajlar --Zeynep Pelin Ataman

Pelin, Esra ve benim liseden arkadaşımız. Dile kolay tam 20 yıl sonra yolumuz burada kesişti ve ikimizde bu akıllı, derin ve çok sahici kadının hayata karşı duruşuna ve sorgulamasına bir kez daha hayran olduk. Herşeyden konuştuk bu sohbette, ölümden bile, tıpkı lise yıllarında olduğu gibi beni yine gülümsetmeyi ve düşündürmeyi başardı.

ET

Nasıl farkettin? Ögrendiğin andan itibaren neler hissettin?
Sıcak bir Ağustos gecesiydi. Vücuduma yatmadan önce pudra sürerken sağ mememde bir kitle farkettim. Çok paniğe kapılmadım çünkü daha Ocak ayında mamografi yaptırmıştım. Nisan ayında jinekolog elle muayene etmişti. Ailemde de olmadığı için adet döneminde oluşan bir kist olduğunu düşündüm elime gelen kitlenin. Ancak ertesi sabah gittiğim jinekolog ilk önce hücre sonra da aldığı parça ile kanserli bir yapı ile karsı karşıya olduğumuzu söyledi. Jinekolog beni aradığında bir mağazadaydım. Galiba doktorun "kanserli hücrelere rastladık" sözlerinden sonra şoka girdim ki hiç tarzım olmayan bir çok tişörtü alıp mağazadan çıktığımı hatırlıyorum. Hatırlayınca aslında komik buluyorum.
Öğrendiğimde etrafa belli etmeden ve beni sevenleri çok üzmeden nasıl bir savaşa başlamalıyım diye planlar yapmaya koyuldum. Kendi gücüme inanıyordum ve bunun üstesinden geleceğimi biliyordum ama sevdiklerimi bunun aslında kolay atlatılacak bir hastalık olduğuna inandırmak ayrı bir enerji gerektiriyordu. Biraz da onları korumak içgüdüsüyle gizli gizli bir tedaviye başladım. Eriksonyen hipnozda uzmanlaşmış bir psikologtan hemen hemen her gün terapi gördüm. Bununla savaşmak yanlış bir tanım. Aslında başımıza gelenler kötü bir şey değil. Zaten bunun sonunda ölüm bile olsa kötü değil ki. Gitmek istemeye karar verip vermemekle alakalı bir şey bu.
Buna inanıp gitme vaktimin daha gelmediğine karar verdim. Ölüm fikrini böyle kabul edince zaten yaşamda kalmak ve tehlikeyle savaşmak daha kolay oluyor. Bütün bunlar sadece bir müddet farklı bir hayat sürmemizi gerektiren bir kaza... Yaraları sararken dans etmeli ki bilinçaltı iyi bir süreç olarak algılasın olanları.
Tabii ki bunu kendime sürekli tekrar etmem gerekti. İlk günden bütün bunlar bana vahiy olarak gelmedi tabii ama aşağı yukarı hayat ve ölüm hakkında zaten böyle düşünüyordum; biraz da oryantal bir kadercilikle olanları kabul etmem daha kolay oldu. Doğduğumuz topraklarda yeralan kollektif bilinçaltı da böyle söylüyor zaten: Ne yazılı ise onu görüyoruz, der ya eskiler...Buna inanınca bir 'cahil' cesareti geliyor insana. Bazen basit şeylerle hayatı daha karmaşık hale getirmeden sorunların üstesinden gelmek gerek. İslam'daki ' kolaylaştırmak' bu olsa gerek. Bu tür hastalıklar da bazı şeyleri daha kolay algılamamıza yarıyor belki.
Ben hastalıktan önce galiba daha zorluyordum en basit şeyleri bile. Sonunda gitmek varsa bundan en zarar görecek olanlar arkamızdakiler belki ama herkes hatırlamalı ki 'ayrılık da sevdaya dahil'. Bu yüzden de gitmek de varoluşun içinde. Bütün bunlara ulaşınca kanserle özdeşleşen ölüm fikrine daha sempati ile bakmaya başladım. Böyle anlatınca belki yakınlarını kaybetmiş olanlara sevimsiz gözükebilir söylediklerim. Ancak ben böyle bir savunma mekanizması geliştirerek silahlandım. Herkesin silahı farklı. Kemoterapinin etkilerine inat boyalar sürdüm yüzüme. Sevdiklerimin önünde hiç ağlamayacağım diye inat ettim. Belki de gereksiz bir kahramanlığa girişmişimdir bir çoğuna göre. Ama bana bu kolay geldi. Bunu yaparsam iyi olacağıma inanmıştım. Haksız da çıkmadım.

Neler değişti hayatında?

Yavaş yavaş hastalığı mı öğrenen yakın ve uzak çevremin müthiş desteğini gördüm... Eskiden makyaj yapmazdım artık böyle zor zamanlarda makyaj yaparak savaş boyaları sürmek gerektiğini öğrendim mesela... Formuma dikkat etmeye başladım. Kilo ile meme kanserinin ilişkisi var. İşime daha da sarıldım.
İlk kemoterapinin ertesi günü yakınların korkulu bakışları altında bir seminere katılmak için Türkiye'ye geldim. Antalya'da katıldığım seminerden sonra soluğu hastanede alıyordum. Şimdi nasıl bir risk aldığımı düşününce ben de korkuyorum. Bir gece ateşim çok yükseldi ama korktuğum için ölçmüyordum. Nötropeni dedikleri duruma düşmüşüm aslında. Ama o sırada evde yatsaydım ve o seminere gitmeseydim kendimi çok aciz hissedecektim. Sonunda alyuvarlar muharebesini ben kazandım ve tangoya devam ettim. Bu bir dans ise ritmi de ben belirlemeliydim. Savaş ise cepheden başı dik dönmeliydim. Bunu size yaptıracak tek şey beyniniz. O cevize benzeyen organ ah nelere kadir !

Peki yakın ve uzak cevreyle ilişkilerini nasıl etkiledi?

Yurt dışında yaşadığımdan anne ve babam kemoterapi sürecine tanık olmadılar. İlk kemoterapide yanımda yakın arkadaşım Berna ve eşim vardı. Onlar benden daha heyecanlıydılar. Ancak Berna bana verilen kemoterapi ilaçlarına benim gizlice anti-aging solüsyonları kattığımı iddia ediyordu. İlk defa kemoterapi olurken odada 3 kişiydik. Hasta kadınlardan biri benim çok etkilenmediğimi görünce bu durumu çok yadırgadı. 'Sen ne sanıyorsun ! Saçların dökülecek, tırnakların sökülecek, en az 10 yaş ihtiyarlayacaksın' demişti.

Hasta olarak ezber bozduğunuzda bunu yapmayıp kendine acıyan diğerlerini rahatsız edebiliyorsunuz. Saçlarımın dökülmesinden ziyade nedense tırnaklarıma bir şey olmasından korkuyordum çok. Belki de tırnaklar bilinçaltında bir şeyleri kazmak ya da hayata tutunmayı sembolize ettiği içindir. Hemen gidip takma tırnak yaptırtmıştım ama kemoterapinin sonunda takma tırnaklar söküldüğünde gördüm ki hiç bir şey olmamış ! Annem kafamın Süleyman Demirel gibi yassı olduğunu söylerdi bebekken. O yüzden dazlak kafanın bana yakışmayacağını düşünüyordum ama berberim saçlarımı kazıdığında annemin yanıldığını söyleyince çok rahatladım. Berberim, tırnaklarımı yapan manikürcü, bana fallar bakan dostlarım, hatta her kemoterapiden sonra gittiğim pastanedeki garson arkadaşım, arkadaş olduğum tanıyı koyan doktorum, komşumuz papaz, bana mucize meyveler veren İstanbul'daki komşumuz manav Mehmet amca gibi uzak çevre bile destek oldu bir şekilde...Çok şanslıydım. Etrafımdaki herkes ne kadar sahiciymiş ! Yakınlardakiler, uzaktakiler...

Herkes alkışladıkça ben de gaza geldim, havaya girdim ! Sonra gelsin en etkileyici dans figürleri ! MR çektirirken havada dönmeler, kemo alırken salvolar, doktorlara ukelalık yapmalar, kel kafayla fotolar çektirmeler... Kısaca ne kadar artistlik varsa yaptım. Şaka bir yana mümkün olduğunca kendimle dalga geçmeye çalıştım. Korkudandır muhtemelen. Gülersen yengeçler ısırmaz demişlerdi. Ben de güldüm.


Bu sürecin en büyük zorluğu ne sence ve Kanserle Dans ailesi için önerilerin?

Bu sürecin en zor tarafı rakibinizin belaltı vurması. Kuralı yok bu maçın. Kadınsanız güzellik sembolü olarak kodlanmış özelliklerinizin kafasına kafasına vurup tuş etmeye çalışacak rakip. Ancak o ilaçlar saçlarınızı dökerken, tırnaklarınızı satanist siyahina boyarken, ok ok kirpikli gözlerinizi süngüsü düşmüş uzaylı gözüne çevirirken iyi şeyler de yapıyorlar. Kadın olmadan önce uzaylı görüntünüzün altında bir insan olduğunuzu hatırlatıyorlar. Ama her zaaflı canlı gibi buna inanmak için on fırın kemo almak gerekiyor. Allah kimseyi kemoterapiyle ıslah etmesin, tabii.
Elinizde kalan saç tutamları, kalbinizin deli gibi ağzınızda çarpması, tuvaletlerde süründüren mide bulantıları, halsizlik, hafızada zayıflık, gözlerde kuruluk, ağızda yaralar...Say, say, say bitmez o kemocanların vücudunuza yaptıkları. Türk filmi erkekleri gibi hem seviyor, hem dövüyor ya ...Ben buna sinirleniyordum. Hani şifaydın sen kemocan?

Muhammed Ali adlı boksörün ringde 'dans eder' gibi dövüştüğünü yazıyor eski tarihli spor kaynakları. Galiba onu taklit etmek gerekiyor, burada da.
Bir müddet 'çakma' kirpiklerle, peruklarla, takma tırnaklarla hayata tutunurken 'cinsiyetinizi' rafa kaldırmak, uzaylı insan portresi ile idare etmek gerekiyor. Bu da bir tecrübe tabii. Sonra bir kafede başınız ağrıdığı için peruk takmadığınız bir gün kasketinizi çıkardığınızda garson ya da yan masa 'ufo görmüş masum köylü' şaşkınlığı ile size baktığında eğleniyorsunuz. Bunun da eğlenceli tarafları var tabii ama görmek için verdikleriniz bayağı ağır geliyor.
Nasıl bir destek aldın? Kimler vardı çevrendeki destek ağında?
Fransa'da tanıyı koyan radyolog onkolog ile arkadaş olduk. Hasta olarak verdiğim tepkiler, yaptığım yorumlar ona garip geldiğinden belki Pierre benimle çok ilgilendi. En zor anımda hep yanımda oldu. Kansersiniz, diyen ilk o olmuştu. Hipnozda uzmanlaşmış Véronique her gün bana terapi yaptı. Onun da 26 yaşındaki kızı kanser hastasıydı ve en zor anında bile beni yalnız bırakmadı. Bu kaza başıma gelmişti ama gizli güçler en donanımlı ambülansı da anında yardımıma yetiştirmişlerdi sanki. Kuzenim çocukluğumdaki gibi tekrar kardeşim oldu. Kocamın en zorlu yollarda yoldaş olduğunu gördüm. Ve saymakla bitiremeyeceğim arkadaşlarım, dostlarım...Hepsi yardım ettiler ayrı ayrı.
Liseden benden küçük devrede olmalarına rağmen çok iyi tanıdığım iki melek kaldırdı beni dansa. İnsanın çocukluğu yalnız bırakmıyor böyle anlarda. 'Vay be ne okulmuş bizimki' dedirtti bana Ebru ile Esra adlı melekler. Bazen bir çift göz imdadıma yetişti sevgiyle bakarak. Bazen bir çift söz nane şekeri ferahlığı yarattı içim daraldığında. En son rötuşu ise ameliyatımı yapan Selçuk Kihtir Bey'e borçluyum. Türkiye'de ameliyat olmayacaktım aslında anne ve babamdan gizlediğim için hastalığımı. Onunla tanışınca bütün planlarım değişti. Ben bıçağına güveneceğim kahramanı bulmuştum. Hem de hiç aramadan. Bana hekime dayanıp 'gerisini merak etmeme' lüksü yaşattı. Hastalık ilk teşhis edildiğinden beri her şeyi sorgulama, hekimlere internetten öğrendiklerimi satma gibi bir ukelalığa girmiştim. Sonra baktım ki bir tek Selçuk Bey'in söylediklerine güveniyorum ve sorgulamıyorum. Cerrah ile böyle bir güven ilişkisinde olmak büyük bir lüks. Kendimi kahraman gibi hissettirdi ve çok kolay bir ameliyat geçirdim.

Sanki her şeyi konuştuk, Kanserle Dans ailesi için eklemek istediğin var mı?

Bu zorlu hikayeden çıkardığım sonuç insanın sadece kendine güvenmesi gerektiği. Kemoterapi ilaçları bahane aslında; gönül hayata bir güç gösterisinde bulunmak istediğinde beyni devreye sokuyor ve bedeni iyi ediyor. Güç içinizde, motoru iç güdülerinizde... Bu işin bir tek doğrusu ya da bir tek yanlışı yok.

Başınıza gelirse böyle bir kaza, yaraları sararken bazen tükürmek gerekiyor acıyan yerlere. Küçükken sokakta oynarken düştüğümüzde yaptığımız gibi. İçimizden gelen tedavi şekli en doğru olanı. Gitmeyi de seçebiliriz bazen. Kimse alınmasın. Sevenler de ağlamasın.

Zeynep Pelin Ataman

12 yorum:

hülya onaran dedi ki...

Tüm kalbimle kutluyorum Zeynep hanım. Hayran oldum samimiyetinize ve gücünüze ♥ Uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum seven ve sevdiklerinizle . Yürek dolusu sevgilerimi gönderiyorum size ♥ ♥ ♥

Semra Tabak dedi ki...

Pelin'im hayran kaldim gucune, mantigina, direncine, sevimli samimiyetine biliyor musun, espirilerinle suslenen roportajindan cok sey ogrendim bir kez daha inandim ki zeka ve beyin gucunun yardimi ile zorluklari atlatmak savasmak daha kolay gelecek ..Sifa niyetine arada bir kac satir karala zaman zaman hasta olan olmayan payina duseni alsin kurtarsin kendini karamsarliktan,Allah'tan sifalar diliyorum canim guzel kizim benim.

kaan kayimoglu dedi ki...

iste bu kadar! gayet guzel , gayet sana yakisir bir sekil bu! tebrik ederim ve cok cok cok gecmis olsun!

Marie-Noëlle Batut dedi ki...

Bonjour Pelin, grâce à Berna j'ai eu la traduction de ton texte ! Depuis le début je trouve que tu es extra-ordinaire et un exemple à suivre. J'aurai de tes nouvelles au retour de Berna dans deux semaines :-) A bientôt ; Öptüm Askim

Muzaffer KURTOĞLU dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Muzaffer KURTOĞLU dedi ki...

Bilemediğimizde NASIL diye sorarız. Kolay bir sorudur. 'Neden' desek, 'niçin' desek cevabı uzun sorulardır. Nasıl onunla mı evlendi?, nasıl o kadar büyüdü mü?, nasıl o kadar çok kazanıyor mu? Cevap ise tepkidir. Hadi canım, inanmam.!

Bu içten paylaşımın NASIL dedirtmiyor. Uzun sorulara da gereksinim duyurmuyor. Eşsiz kelime dağarcığın ile hayatı nasıl yaşadığımızı, nasıl yaşamamız gerektiğini, içten vurgularınla anlatıyorsun.

Dansın kelimeler ile birlikteliği hayatı iliklerimizde hissetmemizi sağladın. Cesur bir arkadaşımız olması bize gurur veriyor. Lütfen hepimize hayat için rehber ol..

bsirkan dedi ki...

Tüm kanser hastalarına ve diğer hastalara acil şifalar duasıyla,,,

Babam, Abim, Halam,Dayılarım ve nice yakın cân dostlar bu hastalıkla dans ettiler. Ve halâ Şadan Halam,Sadrettin Ağabey, Doktor Fatma Hanım ve diğer ismini zikretmemden razı olup olmayacağına emin olamadığım bir kardeşim kanserle dans etmekteler. Zeynep Pelin Hanım efendinin fiili duasına amin diyorum. Biliyorum ki çok güçlü dua ediyor ve kabule karin olmuş. Her kanser hastası bence mühim bir muallim ve hazık bir hekimdir. Hasta olmayabilirsiniz fakat bir gün kapınız çalınabilir. Kanserle Dans profili ciddi bir okuldur. Takip etmekten onur duyarım. Esra ve Ebru kardeşlerime ebedi muvaffakiyet ve saadet niyazıyla,,,

Adsız dedi ki...

Sevgili Zeynep Pelin ATAMAN; Dansı kazanmak için yapılması gereken her şeyi, hayatla dalga geçmeyi, daha çılgın olmayı, hayata belkide daha önce hiç bakmadığınız kadar pozitif bakmayı, en önemliside herşeyin beyinde bittiğinin farkına varıp size bel altından vurmaya çalışan kansere karşı sizde onun beynine çivi çakmayı başarmış olmanız ve bunu bizlerle paylaşmanız kadar diğer dans edenlere de müthiş bir doping etkisi yaratmanız muhteşemdi. Gerçekten yürekten kutlarım, bundan sonraki yaşantınızdada bir daha asla böyle bir durumla karşılaşmamanızı Yüce Mevlamdan dilerim...

özden dedi ki...

Yazını okudum ve işte dedim benim 20 yıl önce tanıdığım deri suyu sevmez teorisine inat tüm ayakkabılarını darıcanın çimento tozundan arıtmaya ant içmiş bir biçimde suyla dolu kovaya koyup yıkayan ezber bozduran Pelin bu....Bu zorlu yaşam savaşı mücadelen için gönülden kutluyorum seni. Durmak yok yola devam :)

özden dedi ki...

Yazını okudum ve işte dedim benim 20 yıl önce tanıdığım deri suyu sevmez teorisine inat tüm ayakkabılarını darıcanın çimento tozundan arıtmaya ant içmiş bir biçimde suyla dolu kovaya koyup yıkayan ezber bozduran Pelin bu....Bu zorlu yaşam savaşı mücadelen için gönülden kutluyorum seni. Durmak yok yola devam :)

Yesim Ozcan dedi ki...

Ne kadar samimi, doğal ve olduğu gibi anlatmışsınız yaşadıklarınızı..."Allah kimseyi kemoterapiyle ıslah etmesin" sözünüzü çok beğendim, aynı süreçleri yaşayan biri olarak :)İşte böyle güçlü ve espriyle hayata bakan gözler, yürekler mutlu ediyor beni çokça...Sevgilerimle :)

NAZLI dedi ki...

I..Ben kucukken anneme hayran olurdum, simdi sizin hikayenizi okudum ve size hayran kaldim, harika bir insansiniz sizi canı gönülden tebrik ediyorum..rabbim sifa versin..